ZONGULDAK

Zonguldak’ın Tarihi

Zonguldak adının nereden geldiği ile ilgili çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Zonguldak kent merkezinin bulunduğu alan, eskiden Üzülmez Deresi’nin ağız kesiminde yer alan bir bataklıktı. İlkçağda “Sandraka/Sandrake” adıyla bilinen yerleşim yeri, adını Sandra Çayı’ndan (Üzülmez / Zonguldak Deresi) almıştır. Bir başka görüşe göre, yörenin sazlarla kaplı olması nedeniyle “sazlık, bataklık” anlamına gelen “Zonguralık, Zunguralık, Zongalık, Zungalık” sözcüğü zamanla değişerek Zonguldak’a dönüşmüştür. Bu görüşü pekiştiren varsayım ise, sazlık ve bataklığın neden olduğu sıtma hastalığının belirtisi olan “titreten yer” anlamındaki “Zonklatan” sözcüğünden geldiğidir.
Tarih Öncesi Dönem
Antik Dönem: Zonguldak yöresinin bilinen ilk halkı, M.Ö. 1200 yılında Ege’den İç Anadolu’ya göç eden Frig oymaklarından Bythin, Mariandyn ve Migdonlar’dır. Siyasal bir yapı oluşturamadan birkaç yüzyıl boyunca bölgede yaşayan bu kavimler maden işletmeciliği ve el sanatlarında önemli ilerleme kaydetmişlerdir (M.Ö. 676). Ancak sonrasında Kimmerler tarafından ortadan kaldırılmışlardır.

M.Ö. VI. yüzyılda Kimmerlerin yöreyi terk etmesinden sonra Lidyalılar, Zonguldak ve çevresinde üstünlük sağlamışlardır. Bu dönemde batı Anadolu kıyılarında yaşayan Megaralılar ve Boityalılar Filyos, Amasra, Ereğli gibi yerlerde Karadeniz kıyılarından getirdikleri malları boşaltabilmek için ticaret kolonileri kurmuşlardır. Persler, Zonguldak’taki Lidya egemenliğine M.Ö. 546’da son vermişlerdir. Ancak, Persler’in 213 yıllık Anadolu egemenliği, M.Ö. 334’te Anadolu’ya geçen Makedonya Kralı İskender’in Bronikos (Biga) Çayı yakınlarında Pers ordusunu yenmesi ile son bulmuştur.

M.Ö. 85 yılında Bythinia’ya girerek İzmit’i yağmalayan Romalılar, M.Ö. 70 yılında Ereğli’den Samsun’a kadar olan Karadeniz kıyılarını da ele geçirmişlerdir. Dolayısıyla Zonguldak bölgesi, Roma’nın bir vilayeti haline gelmiştir. Bu dönemde Romalılar kıyı kentlerini onarmışlar, Herakleia, Teion, Amastris, ikincil yollarla Nikomedia (İzmit) – Amasia (Amasya) anayoluna bağlanmıştır.
Hıristiyanlık öncesi dönemde yörede çok tanrılı bir inanç hâkimdi, başta Zeus olmak üzere birçok tanrı ve tanrıçaya tapılmaktaydı, bölgede özellikle deniz tanrısı Poseidon büyük saygı görmekteydi. Hıristiyanların baskı altında tutulduğu dönemde bu baskıdan kaçan Hristiyanlar Anadolu’ya sığınmış ve bugün Ereğli ilçesinde bulunan Ayazma Deresi Vadisi’ndeki mağaralar (Cehennemağzı Mağaraları) kilise olarak kullanılmıştır.
Bizans Dönemi: Bizans Döneminde (VII. Yüzyıl) Herakleia, Tieion ve Amastris, İmparatorluğun doğudaki merkezi olan Trapezus yolu üzerindeki önemli uğrak yerleri idi. Türklerin Anadolu’da yayılmaya başladığı dönemde (XI. Yüzyıl), Zonguldak ve çevresindeki kentler küçük birer kasaba-kale görünümündeydi. Bu yıllarda Bizans idaresinin zayıflaması nedeniyle bölgede önemli güvenlik problemleri yaşanmaktaydı.
Anadolu Selçuklu ve Beylikler Dönemi: Selçuklu döneminde bölge Türkler ve Bizanslılar arasında zaman zaman el değiştirmiş, kıyı kesimlere ise Cenovalı gemiciler hakim olmuştur. Bölgede Bizans İmparatorluğu’nun iradesinin zayıflamasıyla ortaya çıkan bu sıkıntılı dönemde Türkler Anadolu’ya akınlar düzenlemeye başlamışlar ve bu dönemde Zonguldak çevresinde görülen ilk Türk Komutanı Emir Karatekin olmuştur. Emir Karatekin, 1084’te Ulus, Bartın ve Devrek topraklarını ele geçirmiştir. Sonraları ise kıyı bölgelerine yönelerek tüm Zonguldak yöresinde hakimiyet sağlamıştır. Ancak, Büyük Selçuklular ile Anadolu Selçukluları arasındaki çekişme sebebiyle Zonguldak ve havalisi 1086’da tekrar Bizanslıların eline geçmiştir.
Haçlı Seferleri ve 1107’de I. Kılıçarslan’ın ölümüyle çıkan taht kavgaları nedeniyle Selçuklular, Zonguldak ve çevresinde etkili olamamışlar, bu durumdan faydalanan Danişmendliler ise, Karadeniz kıyılarını zaptederek Ereğli’ye kadar ilerlemişlerdir. II. Kılıçarslan’ın 1155’te tahta geçmesiyle yeniden güçlenen Anadolu Selçuklular, 1176’da Bizans ordusunu ağır bir yenilgiye uğratmış ve 1178’de Danişmendliler devletini ortadan kaldırmış ancak yine de Zonguldak ve yöresinde egemenlik sağlayamamışlardır.

  1. Haçlı Seferi sırasında Latinler, 1204’te Konstantinapolis’i ele geçirerek bir Latin imparatorluğu kurmuşlardır. Haçlılardan kaçan Bizanslılar, Trabzon-Rum ve İznik-Bizans imparatorluklarını meydana getirmişler ve kısa zaman içinde sınırlarını genişleten Trabzon Rumları, İznik Bizanslılarına yenilince Zonguldak yöresi İznik Bizans İmparatorluğu’na bağlanmıştır.

XIII. yüzyıl sonlarında, iç kısımların Türkler, kıyıların ise Cenovalı gemiciler tarafından kontrol altına alınması üzerine Zonguldak ve çevresinde Bizans hâkimiyeti son bulmuştur. Eflani, Devrek, Bartın, Safranbolu, Ulus ve şimdiki Karabük toprakları, 1335’te bağımsızlığını elde eden Candaroğulları Beyliği’nin sınırları içine girmiştir.
Osmanlılar, 1380 yılında Cenevizlilerle anlaşarak Karadeniz Ereğli’yi satın almışlardır. 1392’de Yıldırım Beyazıt, Zonguldak bölgesini Osmanlı topraklarına katmış, ancak 1402 Ankara Savaşında Timur’a yenilince alınan topraklar tekrar Candaroğulları Beyliği’nde kalmıştır. Padişah Çelebi Mehmet, Zonguldak’ın güney kesimini 1417’de Osmanlı topraklarına katarken, kıyı şeridindeki iskelelerde ticari yaşam Cenevizlilerin elinde kalmıştır.
Osmanlı Dönemi: 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet Amasra’yı alarak Candaroğulları Beyliği’nin egemenliğine son vermiştir. Osmanlı Devleti’nin ilgisini çekmeyen Zonguldak ve yöresi önce 1654 yılında Kazak korsanlarca, sonra da korsanlara karşı halkı korumak amacıyla gelen yeniçerilerce yağmalanmıştır. Ekonomik ve ticari önemini yitiren bölgeye Osmanlı devleti sahip çıkmadığı için eşkıyaların bölgedeki hâkimiyeti halkı göçe zorlamış, ancak 1829 yılında taşkömürünün bulunmasıyla tekrar önem kazanan bölge 1882 yılından sonra yabancı sermayenin de ilgi merkezi haline gelmiştir. Taşkömürü havzasındaki üretim ocakları İngiliz, Fransız, Alman, Belçika, Rus, Yunan ve yerli şirketlerce çalıştırılmaya başlanmış, yöredeki şirketlerinin haklarını korumak, kömür üretimini artırmak bahanesiyle Fransız askerler 08.03.1919’da Zonguldak’ı, 08.06.1919’da da Kdz. Ereğli’yi işgal etmişlerdir.
Cumhuriyet Dönemi: Zonguldak, taşkömürünün 1829 yılında Uzun Mehmet tarafından bulunmasından önce küçük bir yerleşim yeri idi. 14 Mayıs 1920’de müstakil mutasarrıflık olan Zonguldak Merkez, Bartın, Hamidiye (Devrek), Ereğli kazalarından oluşmaktaydı. 19. yüzyılda madenlerin faaliyete geçmesi ile havzaya yerli ve yabancı sermaye girişi başlamıştır. Kömür ocaklarının birbiri ardına açılmasıyla değişen ekonomik ve sosyal koşullar, maden ocaklarının açıldığı alanda yeni bir yerleşim birimi meydana getirmiştir. Zonguldak 1920 yılına kadar kaza teşkilatı olarak yönetilmiştir. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte 1 Nisan 1924 tarihinde il olmuştur. Bu gelişme ile Zonguldak Cumhuriyet sonrası kurulan ilk il olma özelliğini taşımaktadır.
1927 yılında Safranbolu kazası, 1944 yılında ilçe olan Çaycuma ve Ulus, 1953’te Karabük ve Eflani, 1957’de Kurucaşile, 1987’de Alaplı, Amasra ve Yenice kasabaları, 1990’da ilçe olan Gökçebey Zonguldak’a bağlanmıştır. 28.08.1991 tarihinde Bartın’ın il olması sonucu Bartın’ın yanı sıra Amasra, Ulus, Kurucaşile; 6.6.1995 tarihinde ise Karabük’ün il olmasıyla Eflâni, Safranbolu ve Yenice ilçeleri Zonguldak’tan ayrılmıştır. 1990’lı yıllara kadar bu üç ili bünyesinde barındıran ve 13 ilçesi olan Zonguldak’ın ilçe sayısı bu illerin ve ilçelerin ayrılmasıyla beşe düşmüştür.

 

Zonguldak’ın Tarihi Yerleri

Acheron Vadisi Ören Yeri
Cehennemağzı Mağaralarının bulunduğu yöredir. Yörede dikkati çeken kalıntılar ilk hıristiyanların ibadethane olarak kullandığı mağaradır.

Sur Kalıntıları
Hellenistik döneme ait olan sur parçalarında çok sert, gri, renkli kireçtaşından iri ve kalın blok taşları kullanılmıştır. Bu taş bloklar yan yana ve harçsız yerleştirilerek, aradaki küçük taş bloklar yatay hatlarıyla desteklenmiştir.
Karadeniz Ereğli Kalesi
Kdz.Ereğli’nin kent surlarının çevrelediği tepede bulunmaktadır. Bizans Dönemi’nde XIII. Yüzyıl başlarında yapılan kale ve çevre duvarları vardır.

Herakles (Herkül) Sarayı
İri kesme taş bloklarla ve özenli bir işçilikle inşa edilen bu yapı kalıntısı antik döneme ait olup, iki cephedeki duvar kalıntıları dışında tümüyle yıkık durumdadır.

Su Tesisleri
Antik çağda kentin su gereksinimini karşılamak üzere inşa edilen su tesislerinin Roma Dönemine ait olduğu sanılmaktadır. Kandilli yakınlarından başlayan (Balı Köyü) ve yaklaşık 16 km bir hat boyunca kente ulaşan su şebekesi kent sularının yakınında bulunan bir havuzda toplanmakta ve havuzdan çıkan bir kaç kolla, kanalla su kent alanının merkezine aktarılmaktadır.

Çettepe Fener Kulesi
Kdz.Ereğli’nin kuzeyinde Çeştepe’de deniz seviyesinden yaklaşık 200 m yükseklikte bulunan kulenin Hellenistik Dönemde yapıldığı ve Bizans Döneminde de yeniden inşa edildiği anılmaktadır.

Bizans Sarnıcı Kalıntısı
Kdz.Ereğli Akarca mahallesinde bulunan ve Bizans döneminden kalma olduğu anlaşılan sarnıcın hemen hemen tümü toprak altında bulunmaktadır. Bir hafriyat çalışması sırasında ortaya çıkan sarnıcın tahribata uğramaması için içi doldurulmuş, ancak açık kalan bölümü tahrip olmuştur.

Krispos Anıt Mezarı
Kdz.Ereğli’de gösteriler yapan ve orada ölen eski Mısırlı pandomim sanatçısı Krispos’un anısına yapılmıştır. Kaidesi ile birlikte 2.10 m yükseklikte bulunan anıtın önünde 19 satırdan oluşan ve kazılarak yazılmış bir şiir bulunmaktadır.
Bizans Kilisesi
Kdz.Ereğli Akarca Mahallesinde bulunan kilisenin bulunduğu yerde 1942 yılında yapılan Çelikel Camii yeralmaktadır. Bizans dönemine ait kilisenin döşeme mozaiği ve duvarının bir bölümünde yer alan fresko kalıntıları caminin bodrumunda bulunmaktadır.
Ayasofya Kilisesi (Orta Cami)

Sularla kaplı kent alanının içinde Bizanslılar tarafından inşa edilen Hagia Sophia (Kutsal Akıl) kilisesi, camiye çevrildikten sonra Orhan Gazi ya da Cami olarak anılmaktadır.

Filyos (Tieion,Teion,Tion)
Filyos Nehri’ nin Karadeniz’e döküldüğü alanda kurulu Filyos antik kenti, önceleri Billaius adıyla biliniyordu. Bu ad, su geçiti olan yer anlamına gelen Pailaios sözcüğünden türemiştir. Kentin en yaygın adı Tieion’ dur. Bu sözcük, kentin kurucusu, din adamı Tios’ tan gelmektedir.
Günümüzde birinci ve ikinci derece sit alanları bulunan Filyos’ ta, arkeolojik yüzey araştırmalarına göre, antik Tieion kenti bir akrapol, iki nekrapol alan ve sular altında kalan antik bir mendirekten / limandan oluşmuştur.

Romalılar döneminde yapılan kale, harabe durumunda bir mabet (tapınak),amfiteatr ve büyük bir yapıya ait olduğu sanılan üç kemerli bir duvar, Çayır Mağarası’ ndan çıkan suyu kente taşyan su kemeri kalıntıları günümüze kadar ulaşabilen kültür değerleridir.
Bu tarihsel eserlerden kale ve amfiteatr 2001 yılında restore edilmeye başlanmış ve çalışmalar halen sürmektedir.