ORDU

Ordu’nun Tarihi

Tarih Öncesi Dönem
Hitit tabletlerine göre İ.Ö.17.yüzyılda Ordu, Kaşkaların ülkesi ve Hitit hakimiyetinde idi.( İ.Ö.1700-1200) Hititlerden sonra bölgeye Frigler ( İ.Ö.1200-670) sonra da Kimmerler hakim oldu. ( İ.Ö.676-546)

Yunan Tarihçi Ksenophon (M.Ö.431 ) ” Onbinlerin Dönüşü” adlı eserinde Ordu yöresinin yerli halkı olarak Mossinoikler, Khalibler ve Tibarenler’den bahseder.

Asurlu bir halk olan Tibarenler, Çarşamba-Ordu arasında yaşıyorlardı. Giresun- Ordu arasında yaşayan Khalibler, daha sonra batıya doğru demir madeninin bol olduğu Tibaren ülkesine yayıldılar; merkezleri Ünye olmuştur.

Kimmerler döneminde Miletoslular yörenin kıyı kesiminde ticaret kolonileri kurdular. Kimmerler’den sonra hakimiyet Med ve Perslerin ( M.Ö. 547-334) eline geçti.Pers hakimiyetine Makedonyalı İskender son verdi.Bundan sonra bölge 50 yıl kadar yerli aşiret reisleri tarafından yönetildi. İ.Ö.280’de İran kökenli yerli krallardan Mithridates’in kurduğu Pontus krallığının İ.Ö.280 – İ.S.63 tarihleri arasında üç buçuk asırlık ömür sürmüştür ama hakkında ayrıntılı bilgi yoktur. Vl. Mithridates’in oğlu Pharnakes’in bu bölgeye hakim olduğu ve adından dolayı buralara Pharnakia dendiği biliniyor.Bu kral 25 yıl Romalılara direndi ve sonunda teslim oldu. Böylece Pontus kıyıları Roma ve Bizans hakimiyetine geçti.

Bölgenin etnik yapısını değiştiren asıl olgu, bu siyasi olaylar değil, M.S.324 yılında bölgede hristiyanlığın yayılması, yerli halkların hristiyanlaştırılması ve Yunan dilini öğrenmeye başlamışlardır.


Latinlerin Bizans’n başkenti Konstantinopolis ( İstanbul)’i 1204 yılında ele geçirmesi üzerine , Komnenos ailesinden Aleksios ve David, Gürcülerin de yardımıyla Trabzon Devleti’ni ‘ 1204-1461) kurdu. Bu devleti Fatih Sultan Mehmed ortadan kaldırdı. Fakat Ordu ve Yöresi Osmanlılar tarafından değil, 1270′ lerden 1380’lere kadar uzanan uzun bir süreç içinde diğer TÜRK Gruplarının Özellikle Hacı Emiroğullarının mücadeleleri sonucunda fethedildi.XII.yüzyıl başında, Karadeniz’in Samsun’dan Rize’ye ve canik dağları zirvesinden sahile uzanan bölgesinde Trabzon Devleti ( 1204 – 1461) vardı. İstanbul Latinlerin elindeydi. Batı Anadolu’da İznik Devleti kurulmuştu. Bunlar dışında bütün Anadolu Selçuklular tarafından XI. Yüzyıldan buyana Türk iskanına açılmış ve burada güçlü bir Müslüman Türk medeniyeti kurulmuştu. Sinop’tan Karadeniz’e açılan Selçuklu Devleti şüphesiz Trabzon’u tehdit ediyordu.

Osmanlı Dönemi
1223′ te Selçuklular tarafından gerçekleştirilen Trabzon seferi, sonuç vermedi. Bununla birlikte, Trabzon Devleti genel olarak Selçuklulara bağımlı idi. Ne var ki, iki devlet arasındaki barış içinde devam eden yaşama süreci, ancak 1243 yılında Anadolu’nun İlhanlılar tarafından istilasına kadar devam etmiştir.

Anadolu’daki Moğol hakimiyeti kısa sürdü, fakat bölge yapısında büyük değişmelere yol açmıştır. Bu değişmenin en önemli sebebi, Moğol istilasıyla birlikte çok sayıda Türk aşiretinin XI. Yüzyılda olduğu gibi, Anadolu’ya göç etmiş olmasıydı.
İlhanlılar bu aşireti kontrol altına almakta zorlandı. Zaten son İlhanlı valileri de merkeze karşı isyan ettiler. İşte bu iki sebeple, XIII. yüzyılın ikinci yarısında ve XIV. Yüzyılın başlarında Anadolu’da bir çok Türk Beyliği kuruldu.

Bu beyliklerden Trabzon Devleti’ne sınırdaş olanlar arasında Sivas’ta Eratnalıların yerine geçen Kadı Burhaneddin Devleti, Bayburt ve Erzincan Beyleri, merkezi Milas ( Mesudiye) olan Hacı Emiroğulları Beyliği ve merkezi Niksar olan Taceddinoğulları Beyliği vardı.Trabzonlular, bu devlet ve halklarla ve yine Doğu Anadolu’da bir Türk konfederasyonu olan Akkoyunlularla ilişki içindeydiler.

Ordu ve çevresinin Türkler tarafından fethedildiği XIV. Yüzyılda, Trabzon Devleti’nin çevresindeki Türk Beylikleriyle ilişkileri hakkındaki araştırmaları bulunan Trabzon saray tarihçisi Panaretos’un Kronik’i ile Kadı Burhaneddin’in yakını olan Aziz b.Erdeşir-i Esterabadi’nin Bezm u Remz adlı eserleri; Ordu tarihi hakkında bize bilgi veren nadir eserlerdir.

Bu kaynaklardaki verilere göre, Trabzon İmparatorluğu’nun XIV. yüzyıl boyunca Türklerle sürekli çatışma halinde olduğunu, yüzyılın ilk yarısında karşılıklı baskınlarla devam eden ilişkilerin, daha sonraki dönemde Trabzon İmparatorunun kızlarını Türk Beyleriyle evlendirmek suretiyle akrabalık ilişkilerini geliştirip barış ortamı yaratmaya çalıştıklarını, bununla birlikte baskın ve çatışmaların yine de devam ettiği görülmektedir.

1276’da Karamanlı Mehmed Bey’in Konya üzerine yürümesini fırsat bilen Trabzon İmparatoru, 1277′ de denizden Sinop’a saldırmış, ancak Çepniler tarafından bozguna uğratılmıştır, bunun üzerine bazı Türk grupları Samsun sahil şeridini takiben doğuya doğru ilerlemişler; Karadeniz dağlarında yayla yapan Türk grupları ise, Harşit Deresi, Aksu,Melet Suyu, Bolaman Deresi ve benzeri vadilerden sahile doğru inmeye başlamışlardır.Yaylalardan sahile uzanan mesafe 70- 80 km civarındadır.Bu kadar kısa bir mesafe, muhtemelen arazinin dağlık olması sebebiyle, ancak 120 yıllık bir zaman dilimi içinde fethedilebilmiştir.1297-1380 yılları arasındaki 20 civarandaki çatışma, Panaretos’un Günlüğü’nde anlatılmaktadır.İşte bu çatışmalarla Hacıemiroğulları Beylerinden Bayram ve Süleyman Beyler, 1396 yılında Orta Karadeniz Bölgesini bir daha geri dönmemek üzere fethetmişlerdir. Türkler bölgeye bütün varlıklarıyla, aileleriyle birlikte yerleşmişler, toplu bir iskan politikası uygulayarak kendi düzenlerini kurmuşlardır.
Fatih Sultan Mehmet tarafından 1455 yılında yaptırılan ve Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlanan bu Tahrir Defterine göre Ordu yöresinin resmi adı, Vilayet-i Canik Bayramlu me’a İskefsir ve Milas’tır. Bu adlar Bölükler biçiminde örgütlenen bir Ordu’nun, Ordu yöresini tuttuğunu ve iskan ettiğini açıkça göstermektedir.

Ordu Bölgesi Hacı Emiroğulları tarafından kesin olarak 1390’larda, yani 1455 yılı tahririnden 65 yıl önce feth ve iskan edilmiştir. İşte bu bölükler, askeri birlikler tarzında örgütlenerek bölgeyi feth ettikten sonra buralara yerleşen boy ve oymaklardır. Her bölüğün yerleştiği kısım bir idari birim olmuş ve fetih sırasında başlarında bulunan kişinin adı idari birime ad olarak verilmiştir. Mesela; Bucak Bedir(lü),Ebulhayr Kethüda, Alibeğece, Fidaverende gibi.

İdari birim adları arasında, şahıs adları dışında altı ad vardır. Bunlardan biri, Ordu bi ismi Alevi’dir.Bu, Hacıemiroğulları ailesinin mensup olduğu cema’atin adıdır. Bunlar da ayrı bir bölük oluşturmaktadır. Bu ad aslında, Türklerin devlet merkezini Ordu olaak adlandırması geleneğinden gelmektedir.Taceddinoğulları Beyliğinin merkezi olan ve bugün hala Çarşamba’nın güneyinde varlığını koruyan köyün adı ORDU’dur. Diğerleri Elmalu, Kıruk-ili, Milas( Mesudiye), Hafsamana ( Gölköy) ve Bolaman’dır.


Ordu yöresinin fethi, profesyonel orduların bir ülkeyi veya bölgeyi fethine benzemez çünkü asker nitelikli değil aile fertlerinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir.Yurt olarak benimsenmiştir.Selçuklular döneminde, Anadolu’nun büyük bir bölümünde uygulanan ve bu ülkedeki nüfus ve kültür yapısının temelini oluşturan fetih ve iskan biçimidir.

Cumhuriyet Dönemi
Ordu 1920 yılına kadar Trabzon Vilayeti’ne bağlı bir kaza iken 04 Nisan 1921 tarih ve 69 sayılı ”Ordu Müstakil Livası Teşkiline Dair Kanunla” merkezi Ordu olmak üzere Canik Sancağı’na bağlı olan Fatsa ve Ünye kazası da Ordu’ya bağlanmış ve müstakil Ordu Livası teşkil edilmiştir.

1923 Yılında ”Sancak” adı ”Vilayet” olarak değiştirilerek,bugünkü mülki taksimatta Ordu vilayeti olarak yerini almıştır.

Ordu’nun Tarihi Yapıları

Taşbaşı Kilisesi
İl merkezinde Taşbaşı Mahallesi, kentsel sit alanı içersindedir. Kilise doğu-batı istikametinde uzanmakta olup, plan olarak dikdörtgen bir tarzdadır. Doğudaki büyük bir apsis ve yanlarda iki küçük apsis bulunmaktadır. Kilisenin ana mekanı iki sıralı üç sütunla üç nefe ayrılmış olup, nef diğer neflere nazaran daha geniş tutulmuştur. Kilisenin semardam çatısı, sütunlarla desteklenen kemerlerle taşınmaktadır. Batıdaki nefteks kuzey ve güneye açıktır. Bugünkü kalıntılardan kilisen kuzeyinde ikametgah binaları, okul vb. sosyal mekanlar yer aldığı anlaşılmaktadır. Kilise, tümü düzgün kesme taştan 19. yy. Ortalarında yapılmıştır. Bir ara cezaevi olarak kullanılmıştır. Kültür Bakanlığınca restore edilmiştir.

Bolaman Kalesi
Fatsa ilçesi Bolaman kasabasında meşhur bir kaledir. Mevcut kale muhtemelen Pontus Rumlarında kalmıştır. Kale bedenleri üzerinde tahminen 200 yıl önce Hazinedar Ailesi tarafından inşa edilen ahşap yapı sivil mimarimizin örneklerinden biridir. Karadeniz Bölgesinin en özgün sivil mimarlık örneklerinden biridir. 1980 yılında Haznedaroğlu Ailesi, konağı  restore edilmesi ve halka açılması şartı ile Karadeniz Teknik Üniversitesi ne bağışladı. Fakat Üniversite uzun yıllar restorasyonunu gerçekleştiremeyince Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devretti. 2007 senesinde restorasyonu tamamlandı.

Jasonum – Yason Burnu ve Kilisesi
Perşembe ilçesi 22 km batısında Yason Burnu’nda, zamanında büyük bir kasabanın kurulduğu, bugünkü kalıntılarından anlaşılmaktadır. Yason Fenerinin bulunduğu burunda çok eskiden kalma bir kilise yıkıntısı vardır. Yason kasabanın en büyük dini ayin yerlerinden olan bu kilisenin, akın, yağma ve yakıp yıkmalar sonunda yok olduğu, yıkıntıları üzerinde Rumlar tararından yeniden bir kilisenin yapıldığı anlaşılmaktadır. Kapısındaki (1866) tarihinin yapılış değil, onarım tarihi olsa gerekir. Deniz kenarında balık üretme havuzlarının izlerine rastlanmaktadır.

Tozkoparan Kaya Mezarı
Ünye ilçesinin Gürpınar Köyü Tozkoparan mevkiinde ve Cevizdere’ deki Helenistik devirlerden kalan kaya mezarları görülmeye değer güzellikte olup halen ayakta durmaktadır. Bu kaya mezarları anıtsal büyüklüktedir.
Delikkaya Kaya Mezarları
İl merkezine 10 km mesafedeki Delikkaya sınırları içersinde bulunmaktadır. Tek odalı, sütunsuz ve alınlıklı ve çift sütunlu girişe sahiptir.

Ünye Kalesi
İlçenin 5 km batısında tarihinin çok eski devirlerinde bir yanardağ olduğu, zamanla sönerek bugünkü karakteristik özelliğini aldığı söylenilen 300-400 m yükseklikte bir kale vardır. Ortaçağda volkanın krateri üzerinde bir takım savaş tesisleri kurulmuştur. Kalenin platosunda savaş zamanlarında kullanıldığı anlaşılan büyük bir havuz vardır. Kaleden dereye inen, dibi taş ve topraklarla dolan büyük bir oyuk ile birkaç yüz metre uzunluğunda bir merdiven vardır. Savaş anlarında, yöresiyle ilişkisi kesilen kalenin, su gereksinmesini bu kanaldan sağladığı sanılmaktadır. Yarıya kadar gömülü kapısının iki yanı tarihi ve renkli resimlerle süslüdür. 5 km yükseklikte ve yıkık durumda kapısının ikinci Mihirdan zamanında yapıldığı üzerinde durulmaktadır. Ancak kale üzerinde ve eteklerinde yapılacak objektif sondajların, karanlık kalmış birçok tarihi gerçekleri gün ışığına çıkaracağı kanısındayız.

Gölköy Kalesi
Gölköy ilçesindeki Aybastı yolu üzerinde bulunmaktadır. Doğal bir kaya kütlesi üzerine inşa edilmiştir. Mana, Fataş ya da Tokyanus Kalesi denilen bir Bizans yapıtıdır.

 Gençağa Kalesi
Ağaçkale Köyünde yer alan Gençağa Kalesi’ nin bulunduğu alan I. derece Doğal ve Arkeolojik Sit Alanı ilan edilmiştir.

Merkez Kilise
Mesudiye ilçesi Topçam Yaylasında Şaraphane, Melena ve Musadere Kiliseleri günümüze dek ulaşan mimari kalıntıları ile hala ayaktadır. Muhtemelen Bizans dönemine ait olan bu kiliselerde pek yaygın olmayan mimari unsurlar kullanılmıştır.

Meletios Kalesi
Mesudiye İlçesi Yeşildut Köyünde şato kalıntısı denilen bir kale mevcuttur. (C. Texire’ de sözü edilmektedir). İlçenin bilinen en eski yerleşgedir.

Kale Köyü Kalesi
Üç kümbet kalıntısı ve iki mezar taşı kalıntısı ile Deliklitaş mevkiinde antik kaya mezarları mevcuttur. Bu kalıntılar 14-15 yy’a aittir. Bu mezarlık, bölgenin en güzel vesikalardan biri olan mezar taşları da bulunmaktadır.

Kevgürk Kalesi
Akkuş ilçesinin 30 km kadar güneybatısında, Gökçebayır Çayı’ nın bir devamı olan Tifi Çayı yakınlarında tabandan yaklaşık olarak 300 m yükseklikte yalçın kayanın üzerinde, dört yan görünüşüyle yöresine tamamen hakim bir şekilde kurulmuştur. Uzaktan basit bir kaya gibi görünen kalenin, sanat değeri, güzelliği ve aklaştıkça büyüklüğü daha belirgin bir şekilde görülüyor. Bir çok tarihi anılara sahip olan kaleye, doğru yönünden çıkılır. Doğuya bakan yarıya kadar toprağa gömülü kapısında doğruca kale alanına geçilir. Surları içindeki evlerin duvarları içinde mermer parçaları vardır. Binalar harç ve tuğladan yapılmıştır.

Dış Bağlantı Linki ORDU.