NİĞDE

Niğde’nin Tarihi

Niğde İli’nin en eski adının Nahita ya da Nakita olduğu öne sürülmektedir. Bu ada ilk kez İbn Bidi’de rastlanmıştır.

Tarih Öncesi Dönem

Nakida adı kimi zaman Nekide olarak da kullanılmış , 14. yüzyılda aynı sözcük arap harfleriyle Nîkde, daha sonrada nîkde olarak okunacak biçimde yazılmıştır. Cumhuriyet’ten sonra bu ad, Niğde’ye dönüştürülmüştür.

İlk dönemler

 Roma devri eseri Gümüşler Manastırında Gülümseyen Meryem Ana

Niğde’nin antik tarihine ait bilgileri bölgede yapılan Bahçeli Köşk Höyüğü, Altunhisar Pınarbaşı Höyüğü, Çamardı Cellaler Höyüğü, Güllüdağ Örenye ve Divaralı Höyüğü kazılarından elde edebiliyoruz. Bu bilgilere dayanarak Niğde Tarihi MÖ 7000-5500’lü yıllardan itibaren başlatmamız mümkün olabilmektedir.

Niğde yöresi, Hititlerin döneminde Tabal Konfederasyonu içinde bulunması nedeniyle, Tabal Toprakları diye anılıyordu. Tabal’ın geç Hititler dönemi merkezi Tuvanuva’da (Tyana) bugünkü Kemerhisar’dı.

 

 

Osmanlı Devleti

 Niğde ili merkez ilçesinin eski bir görünümü

19. yüzyılda Niğde sancağı olaysı bir siyasal yaşam geçirmiş İç Anadolu’da daha çok kuzeyde etkili olan yerel ayaklanmalar’dan zarar görmemiştir.

Ürgüp’ün Muşkara adlı köyünden çıkıp Osmanlı devletine sadrazam olan Nevşehirli Damat İbrahim Paşa doğum yerine ve çevresine bayındırlaştırıken Niğde kalelerinin muhafızlarına ait haklarıda Nevşehir’e verdi. Böylece yörede ağırlık Ürgüp ve Nevşehir’e doğru kaydı.

Niğde yöresi, Osmanlı Devleti’nin klasik döneminde eyaleti Karaman Nevşehir Livası içinde yer almaktaydı. Niğde 1849’da sancak merkezi oldu. 1860’da Niğde’nin 6 kazası vardı: Merkez, Kırşehir, Ürgüp, Nevşehir, Aksaray ve Yahyalı. 1867’de vilayet nizam namesinde de Niğde, Konya Vilayeti’ne bağlı bir sancak gözükmektedir. Konya Vilayetinin Niğde’den başka bir Konya Merkez İçel, Hamidabad (Isparta) ve Tekke (Antalya) olmak üzere toplam 5 sancağı vardı. Niğde sancağının toplam 5 kazası ise Niğde Merkez kaza , Nevşehir, Kırşehir, Ürgüp (Nahiye olan Yahyalı Ürgüp’e bağlıydı) ve Aksaray’dan oluşmaktaydı.

1877’deki kayıtlarda Niğde Sancağı’nın 1867 deki durumunu koruduğu görülüyor. Bu dönemde Niğde sancağının ‘da kaza sayısında bir değişikli olmamakla birlikte Kırşehir’in yerine Bor kazasını sancağa bağlandığı görülmektedir.

Niğde Sancağı, 1892 ve 1903 te yine Konya Vilayetine bağlı kaldı.Ne varki sancağın toplam kaza sayısı 5’ten 8’e yükseldi. Bu kazalar şunlardır: 1- Niğde Merkez Kaza 2-Bor 3- Nevşehir 4- Ürgüp 5- Aksaray 6-Maden( Çamardı) 7-Şücaeddin(Ulukışla) 8-Arapsun (Gülşehir)

Niğde İkinci Meşrutiyetten sonra bağımsız sancak durumuna getirildi. Bu dönemde Niğde ,bağımsız sancağın kazaları Maden dışında aynı kaldı.

Milli Mücadele dönemi

Niğde Milli Mücadele yılarının oldukça dingin illerindedi. Yöre yabancı güçlerinin işgaline uğramadığı gibi, bir iki cılız gösterinin, Kuva-i Milliye karşıtı güçlü bir eylemede tanık olmamıştı.Yöredeki başlıca askeri etkinlik Adana Kuva-i Milliysi’ne verilen lojistik destekle sınırlıydı. İlçelerden Ulukışla’da ise Fransızlar işgal teşebbüsünde bulunmuş ama yerel örgüt tarafından püskürtülmüşlerdir.

30 Ekim 1918 Mondoros Mütarekesi günlerinde Niğde aynı adlı bağımsız sancağın merkeziydi. Merkez kaza ile birlikte 7 kazası vardı. Bunlar: Aksaray, Bor ve Ulukışla ile bu gün Nevşehir İline bağlı olan Gülşehir (Arapsun) Nevşehir ve Ürgüp idi. Toplam nüfusu 290.000 dolayında olan sancağın nüfusça en büyük 2 kazası Merkez kaza ile Aksaray’dı.

Cumhuriyet dönemi

Niğde Kale Parkından Niğde ili merkez ilçesinin batı kesiminin görünümü (sağda Saat Kulesi görünmektedir)

Cumhuriyetin İlanı ile Niğde Konya Vilayetinden ayrılarak müstakil vilayet statüsüne kavuşması en önemli gelişmedir.

Milli mücadele ile başlayarak, Cumhuriyetle devam eden dönem ve istikrar bütün Türkiye’de gibi Niğde’de bayındırlık, eğitim, sağlık, sosyal ve kültürel alanlarda büyük gelişmeleri beraberinde getirmiştir.

Atatürk ve onun kurdugu Cumhuriyeti gönülden benimseyen, her zaman onun devamını destekleyen ve desteğinin devam ettiren illerin başında gelen Niğde ili, Cumhuriyetin ilanın top atışıyla kutlayan ilk ilidir.

1923 yılında Niğde il olarak cumhuriyet idaresine bağlanmıştır. Kalkınmada önceliğin hizmetin yaklaşımıyla olacağını haklı olarak amaç gören Nevşehir İlçesi1954’de il olarak Niğdeden ayrılmıştır. Bu 2 ilçenin ayrılması sonucu Çiftlik ve Altunhisar bucakları ilçe olarak Niğde iline bağlanmıştır.

1992 yılı kurulan Niğde Üniversitesi ile kültür şehri özeliğini devam ettiren Niğde ili, daha derli toplu bir il olarak çağın getirdiği gelişmelere uyum sağlamaktadır.

Niğde’nin Tarihi Yerleri

Niğde Kalesi:
Alaaddin Tepesi’nin kuzeyindeki kale 13. yy başında Selçuklular tarafından yapılmıştır. 1470 yılında onarım, 1955 yılında restorasyon görmüştür. Büyük bölümü çökmüş olan kalenin ayakta olan kuzeyde kulesi Cumhuriyet’e kadar hapisane olarak kullanılıyordu. Alaaddin Tepesi’nin doğusunda burçlar, güneyinde sur kapısı ayakta kalmıştır. Kalenin güneyinde Rahmaniye Camisi ile Alaaddin Camisi (1223) görülmektedir.
Alaaddin Tepesi’nin güneybatı eteğinde Sungur Bey Camisi (Ulu Cami) 1335’de yapıldı, 1470’de onarım, 1970’de restorasyon gördü.
Hüdavent Hatun Türbesi 1312’de yapıldı, 1962’de esaslı bir onarım gördü. Dış Cami Alaaddin Tepesinin batı eteğindedir. 14. yy başında yapıldı.
Arkeoloji Müzesi 1409 yılında yapılan Ali Bey Medresesi’ndedir. (Ak Medrese) Müze, Öğretmen Okulu karşısında yapılan yeni binaya taşınacaktır. Hitit, Roma, Bizans eserleri yanında Ihlara’da bulunmuş rahibe mumyası ilgi çekicidir.
Gümüşler kasabasında Bizans dönemi eseri Kaya Manastırı iyi korunmuş güzel örneklerinden biri. Değirmenli Kasabası’ndaki doğal mağara belediyenin ışıklandırması ile gezilebiliyor. Fakat kazı ve temizlenme işlemleri tamamlanmamış. Değirmenli yolundan gidilen Kavlaktepe’de bir yeraltı şehri ortaya çıkarıldı 1990 yılında. İki katı ortaya çıkarılan yeraltı şehrinin yeni bölümlerinin ortaya çıkarılması için çalışmalar sürdürülüyor. Hasandağı’nın eteklerinde Altınhisar ilçesine bağlı Keçikalesi Köyü adını tepenin zirvesindeki kaleden alıyor.

Alâaddin Câmii: Birinci Alâaddin Keykubâd zamânında Niğde Sancakbeyi Zeyneddin Başara tarafından 1233’te yaptırılmıştır.058 Selçuklu sanatının günümüze kadar en iyi korunmuş eserlerinden olup, mihrap ve minberi çok güzel bir sanat âbidesidir. Niğde’nin en eski câmisi olup Mîmar Sıddık bin Mahmûd ve kardeşi Gâzi yapmıştır. Sarı ve kül renkli kesme taştan yapılan câminin doğu kapısı son derece güzel geometrik motiflerle süslüdür. Câmi süslemeleri bakımından Selçuklu devrinin en kıymetli eserlerinden biridir. Damalı minâresi câmiye ayrı bir güzellik katmaktadır.

Sungur Bey Câmii ve Türbesi: Moğol asıllı Sungur Bey tarafından 1335’te yaptırılmıştır. On sekizinci asırda geçirdiği yangından sonra yeniden yapılmıştır. Mîmârî özelliği ve taş işçiliği şahâne olan câminin süslemeleri çok zengindir. İlk yapıldığında iki minâreliydi. Câminin yanında Sungur Beye âit sekiz köşeli bir türbe vardır.

Paşa Câmii: On beşinci asra âit Osmanlı eseridir. Ali Paşa tarafından yaptırılan câmiyi oğlu Murâd Paşa genişletmiştir. 1909’da tâmir gören câminin yanında türbe ve çeşme vardır.
004

Şah Mescidi: Sungur Bey Câmii yakınında olup 1413’te yaptırılmıştır. Kare plânlı bir câmidir.

Hanım Câmii: Alâaddin Tepesinin doğusunda olup 1452’de yapılmıştır. Arife Hanım tarafından tâmir ettirildiği için Hanım Câmii olarak bilinir. Karamanoğulları devri eseridir.

Dışarı Câmii: On altıncı asır Osmanlı eseridir. Tek kubbelidir. İnce işçilikli ve sedef kakmalı minber Sungur Bey Câmiinden getirilmiştir.

Ulu Câmi: Bor ilçesindedir. Karamanoğlu Alâaddin Bey tarafından 1410’da yaptırılmıştır. Câmi dikdörtgen biçimindedir.

Ak Medrese: Karamanoğlu AlâaddinAli Bey tarafından 1409’da yaptırılmıştır. Adını kapısındaki beyaz mermerden alır. Selçuklu mîmârî tarzının çok güzel bir örneğidir. Ali Bey Medresesi de denir. 1936’da restore edildikten sonra arkeoloji müzesi olarak kullanılmaktadır. Geometrik motiflerle süslü giriş kapısı çok güzeldir.

hatun1Hüdâvend Hâtun Kümbeti: Moğol İlhanlı vâlisi Sungur Bey zamânında, Dördüncü Kılıç Arslan’ın kızı Hüdâvend Hâtun tarafından 1312 senesinde yaptırılmıştır. Sekizgen plânlı yapı içten kubbe, dıştan piramit çatı ile örtülüdür. Doğusunda bulunan taçkapı yıldız geçmeler ve çeşitli motiflerle süslenmiştir.

Gündoğdu Türbesi: Hüdâvend Hâtun Kümbetinin yanındadır. 1344’te ölen Hakkı Besvap için yaptırılmıştır. Kare plânlı yapı içten kubbe, dıştan piramit çatı ile örtülüdür. Türbenin kapısı geometrik, bitki ve örgü motiflerinden meydana gelen kuşaklarla çevrilidir.

Sungurbey Kütüphânesi: Emîr-ül-ümerâ Seyfeddîn Sungur Ağa tarafından 1335 senesinde yaptırılmıştır. Günümüzde İl Halk Kütüphânesi olarak kullanılmaktadır.

Niğde Müzesi:061 1976’da yapılmıştır. Antik Çağa âit eserlerle, Selçuk ve Osmanlı devrine âit 12 bin eser sergilenir. Akmedrese de müze olarak kullanılmaktadır.

Tyna Harâbeleri: Bor ilçesinin Kemerhisar bucağı yakınındaki şehir kalıntıları, Hititlere âit ve M.Ö. 2000 yılında önemli bir merkez olan Tuvana şehrine aittir.

Güllüdağ Harâbeleri: Niğde’nin 40 km kuzeyinde Bozköy ve Kömürcü köyleri arasında Güllüdağ’da bir Hitit şehridir. Şehir kalıntıları 3 km2dir ve surlarla çevrilidir. M.Ö. 8. asırda yangın neticesi yıkılmış ve bir daha yapılmamıştır. Savaş ve tapınak kalıntıları vardır.

Kaya Kilise ve Manastırlar: Roma ve Bizans devrinde Ihlara Vâdisinde kayalara oyulmuş kilise ve manastırlar olup, bâzısı bir saatte gezilecek kadar büyüktür.

Su Kemerleri: Kemerhisar-Bahçeli kasabaları arasında Roma devrinden kalma su kemerleridir.

063

Aladdin Cami (Merkez): Büyük Selçuklu Hükümdarı Sultan Alaaddin Keykubat zamanında, Niğde Sancak Beyi (valisi) olan Ziynettin Beşare tarafından 1223 yılında, il merkezindeki Alaaddin Tepesi üzerine yaptırılmıştır. Selçuklu bezeme sanatının tüm inceliklerini yansıtan cami, özellikle mimari açıdan türünün ilk ve ilginç örneklerinden biridir.mage1

Caminin en zengin kısmı, geleneksel Selçuklu sundurma örneğine göre yapılmış olan portalidir. Doğuya bakan portalin en büyük özelliği güneş ışıklarının belirli bir açıyla, belirli bir saat ve dakikalarda (yalnızca yaz ayları saat 10.00-11.00 civarında), portaldaki taş oymaları üzerinde bıraktığı gölgelerle “Taçlı Kadın Başı” oluşturmasıdır. Cami bu özelliği ile Selçuklu yapıları içinde ayrı bir öneme sahiptir. Taç giymiş ve örgülü saçı olan bu kadın başından dolayı kapıya “Taç kapısı” denir.

Anlatılan efsaneye göre; camiyi yapan usta, zamanın Niğde Sancak Beyinin kızına yani prensese aşık olur. Usta, prensesle hiçbir zaman evlenemeyeceklerinin de bilincindedir. Bir gün ustaya Sancak Beyi tarafından kentte bir cami yaptırılması için emir verilir. Usta ise prensese olan aşkını anlatmak için bir fırsat aramaktadır. Aşkının sonsuza dek süreceği anlamına gelecek şekilde, portalin üzerine prensesin yüz kısmını taşlara mükemmel bir şekilde işler.

Caminin eski kapısı Müzededir. Kapının üzerinde beyaz mermerden yapılmış ters “T” şeklinde bir kitabesi vardır. Kitabede eserin 620 yılında yaptırıldığı yazılıdır.

Hüdavend Hatun Türbesi (Merkez):hatun1 Niğde il merkezinde olan Türbe, Selçuklu sanatının en nadide eserlerinden biridir. II. Gıyaseddin Keyhüsrev oğlu IV. Rükneddin Kılıçaslan kızı Hüdavend Hatun tarafından 1312 tarihinde yaptırılmıştır.

Pencere üstlerinde insan başlı kuşlar ve çeşitli hayvanlar kabartma olarak oyulmuştur. Bir yerde aslanın yanında ürkek bir ceylan, bir başka yerde kanatlarını açmış çifte başlı bir kartal (Bu kartal Selçukluların sembolüdür.) bulunmaktadır.

Türbe içinde, dantel gibi işlenmiş süsleme ve bezemelerle görkemleşmiş bir portaldan girilir. Türbede 1332 yılında ölen Hüdavend Hatunun mezarı ile yanında iki mezar daha vardır. Sanat değeri tartışılmayan Hüdavend Hatun Türbesi Anadolu’daki en önemli ve görkemli Selçuklu eserlerinden birisidir.

Sungur Bey Cami (Merkez): Sungur Bey Cami, İlhanlılar zamanında Niğde Valisi olan Seyfettin Sungur Bey tarafından il merkezinde, 1335 yılında yaptırılmıştır. Doğuda ve kuzeyde bulunan iki giriş kapısı ve mihrabı bulunan caminin kuzeye bakan kapısının orijinal dantel gibi ahşap işlemesi muhteşemdir.

Gümüşler Manastırı (Merkez): manastir1İl merkezine 9 km, Niğde-Kayseri karayoluna ise 4 km mesafededir.
X. yy. Bizans sanatının en güzel örneklerinden olan Kaya Manastırı ayrıca, günümüze kadar en iyi korunmuş eserlerden de biridir. X. yy.a tarihlenen manastırın VIII. yy. – XII. yüzyıllar arasında yapımının devam ettiği konusunda belirtiler vardır. Kilise içinde son derece iyi korunmuş, muhteşem renkli freskler bulunmaktadır. Fresklerde; Hz. İsa’nın doğumu, vaftiz edilmesi, kiliseye takdimi, Havariler ve Hıristiyanlığın ileri gelenlerini gösteren konular işlenmiştir. Apsisin solundaki nişte ise “Gülümseyen Meryem ve Bebek İsa” resmedilmiştir. Bu Anadolu’daki tek gülümseyen Meryem freski olarak belirlenmiştir.