KIRKLARELİ

Kırklareli’nin Tarihi

Tarih Öncesi Dönem

Paleolitik Çağ : MÖ 1 Milyon – MÖ 12000

İnsanların Trakya’ya ilk olarak yaklaşık 1000000 yıl önce geldiği düşünülmektedir. Günümüzden 14000 yıl öncesine kadar süregeldiği kabul edilen ve kültür tarihinin en uzun dönemi olan bu süreç “Eski Taş Çağı” ya da “Avcılık ve Toplayıcılık Dönemi” olarak adlandırılmaktadır. Bu dönem boyunca av ve yenebilir bitki, yemiş toplayıcılığına dayalı bir beslenme düzeni ve göçebe bir yaşam biçimi hakim olmuş, kalıcı barınaklar yapılmamıştır. Oldukça uzun olan bu süreç içerisinde, dünya iklimi ile birlikte Trakya’nın ikliminde de önemli değişiklikler olmuş, birbiri ardına kuru soğuklardan yağışlı sıcağa kadar değişen iklim dönemleri, on binlerce yıl bölgeye hakim olmuştur. Bu dönemde, insanların el becerilerinde önemli gelişmeler olmuş, aletlerin büyük bölümü çakmak taşından ya da ağaç ve kemiklerden yapılmıştır. Bu döneme ait, Trakya’da bilinen en eski ve önemli buluntular, İstanbul yakınlarındaki Yarımburgaz Mağarası, Eskice Sırtı ile Ağaçlı Kumluğu’ndan gelmektedir. Yapılan arkeolojik kazılardan, Balkanlar ve Yakın Doğu’nun en uzun ve süreli tabakalaşmasının burada olduğu saptanmıştır. Yarımburgaz Mağarası’nda, Marmara Bölgesi’nin doğal çevre değişimini çok açık bir şekilde sergileyen jeolojik katmanlar ile birlikte, yaklaşık 600000 yıl öncesine ait kültür katları da çok iyi korunmuş olarak bulunmuştur.

İlk Tarımcı Köy Toplulukları Dönemi

Neolitik Çağ : MÖ 5800 – MÖ 4800

Dünya ikliminin günümüz koşullarına yakın bir duruma gelmesi ile birlikte, yaklaşık 8000 yıl önce Trakya’nın doğal çevre ortamı ve bitki örtüsü de bugünküne benzer özellikler kazanmış, insanlar değişen çevre koşullarına, gelişen teknolojileri ile uyum sağlamışlardır. Bu değişim, Anadolu’da 10 – 12 bin yıl kadar önce başlamıştır. İnsanlar ilk kez buğday, arpa, mercimek gibi tahılları tarıma alıp koyun, keçi, sığır ve domuz gibi hayvanları evcilleştirerek çiftçiliğe başlamış; ahşap, kerpiç ve taştan ilk kalıcı konutları yapmışlardır. Ancak bu gelişmelerin, çok zengin doğal çevre olanaklarına sahip olan Trakya’da Anadolu’dan daha sonra, yaklaşık olarak günümüzden 7000 yıl önce başladığı görülmektedir. Dönemin başlarından itibaren beslenmede su ürünleri, avcılık ve yaban yemiş toplayıcılığı da çiftçiliğin yanında devam etmiştir. Bölgede bilinen en eski çiftçi yerleşmeleri Enez yakınlarındaki Hoca Çeşme ile İstanbul yakınlarındaki Fikirtepe’dir. Hoca Çeşme’de yapılan arkeolojik kazılar, MÖ 6200 yıllarında tarihlenen ve tümü ile Orta Anadolu özellikleri gösteren, tarım ve hayvancılık yapan bir topluluğun ilk olarak burada yerleştiğini, daha sonra bunların yerel koşullara uyum sağlayarak, Bulgaristan’da bilinen kültürleri oluşturduğunu ortaya koymuştur. Hoca Çeşme’nin en eski katmanları, Balkanlarda şimdiye dek bilinen en eski neolitik kültürü oluşturmaktadır.

Trakya’nın Neolitik Dönem kültürlerini en iyi yansıtan merkezlerden biri de Kırklareli’ye 3 kilometre uzaklıktaki Aşağıpınar tarih öncesi yerleşim alanıdır. Burada şimdiye kadar rastlanan en eski kültür katı MÖ 5800 yıllarına tarihlenmektedir. Anadolu Kronolojisi’ne göre Son Neolitik, Balkan Kronolojisi’nde ise Orta Neolitik Çağ’a, Karanavo II döneminde tarihlenen bu ilk yerleşim Demir Çağı’na dek süregelecek olan Trakya kültürünün de temellerinin atıldığı bir süreci temsil etmektedir. Bu dönem yapıtları, kalın ahşap direklerden oluşan bir çatı sistemine sahiptir. Yine bu direklerin arası dallarla örülmekte ve kalın bir kerpiç toprağı ile sıvanmış duvarlar yapılmaktaydı. Çok odalı olan yapıların içlerinde, ayrıca dallar ile örülmüş bölme duvarları, kil sekiler, ocak, fırın ve ambar gibi işlevsel alanlar da bulunmaktaydı. Bunların yanı sıra bazı yapıların içine kült amaçlı (dinî) olduğu düşünülen küçük bir bölüm, dokuma tezgahına ayrılmış bir alan ile çok sayıda tahıl taneleri bulunmuştur. Yanarak kömürleştiği için günümüze kadar gelebilen tahıl tanelerinin incelenmesinden, MÖ 5800 yıllarında Aşağıpınar insanlarının iki tür buğday, arpa, burçak ve mercimek ekip biçtikleri, büyük bir olasılıkla da yağı için badem depoladıkları anlaşılmaktadır. Beslenmede ayrıca domuz, koyun, keçi ve sığırın yanı sıra geyik, karaca ve yaban sığırı avının da önemli bir yeri olduğu anlaşılmaktadır. Şiddetli bir yangın ile tahrip olduğu anlaşılan Aşağıpınar’ın ilk tabakası her bakımdan Balkan Neolitik Kültürlerinin özelliklerini taşımaktadır. Ancak bu en alt tabaka, Anadolu kökenli çiftçi-köylülerin aradan geçen 300-400 yıl içinde Trakya’nın yerel koşullarına uyum gösterdiğini ortaya koymuştur. Artık bu topluluklar evlerini kerpiç ya da taş yerine meşe ağaçları, saz ve kamış kullanarak yapmaya başlamış, köylerde evler bitişik olarak değil, bağımsız birimler durumuna getirilmiştir. Yine bir değişiklik de evcil hayvanların arasında koyun ve keçinin yerini, Trakya ortamına daha yugun olan sığırın almş olmasıdır.

Gelişkin Köy Toplulukları Dönemi

Kalkolitik Çağ: MÖ 4800 – MÖ 3200

Anadolu’da genel olarak tarım ve hayvancılığa dayalı yaşam biçiminin giderek geliştiği, daha kompleks toplumsal düzenin oluşmaya başladığı ve uzmanlk alanlarının belirlendiği, köy topluluklarının kentleşme ürecine girdiği bu zaman dilimi, Trakya tarih öncesi kültürlerinin de en gelişmiş ve görkemli dönemidir. Bu dönemin ilk başlarında, Orta Balkanlar’dan Anadolu içlerine kadar yayılan, parlak yüzeyli, siyah renkli çanak-çömleği ve ilginç insan biçimli heykelcikleri ile belirginleşen büyük kültür bölgesi, zaman içinde daha çok yeni özelliklerin hakim olduğu küçük gruplara bölünmektedir.

Kent Toplulukları ve Devletin Ortaya Çıkışı

Tunç Çağı: MÖ 3200 – MÖ 1200

Anadolu ve Yakın Doğu’da MÖ 3. bin yıl, kentleşme hareketinin başladığı, yavaş yavaş şehir devletlerinin oluştuğu bir süreci temsil etmektedir. Batı Anadolu’da en iyi Truva ile tanınan bu kent kültürleri, artık yavaş yavaş çömlekçi çarkını kullanmakta, yeni oluşan yönetici snıf, toplmuun diğer kesimlernden ayrı olarak, sur ile çevrili, küçük de olsa bir iç şehirde oturmaktadır. Ekonomiyi denetleyen bir ruhanî sınıfın da ortaya çıktığı, anıtsal tapınak yapıları ile belirginleşmektedir.

Siyasî Yapılanma ve Trak Beylikler Dönemi

Demir Çağı: MÖ 13. – MÖ 6. yüzyıl

Tunç Çağı gelişim süreci içinde, geniş boyutlu ilişkilerin kurulduğu, büyük göçlerin yaşandığı ve ticaretin ortaya konduğu bir devir olarak dikkat çekmektedir. Yakın Doğu’nun büyük bölümünde olduğu gibi, Anadolu ve Ege’de de Tunça Çağı, bütün bu bölgeleri yakıp yıkan bir göç dalgasının etkisiyle sona ermiştir. Anadolu’da Hitit, Ege’de Miken uygarlıklarına son veren ve yaklaşık 300 yıl süren bir “karanlık çağ”ı başlatan bu göç dalgasının, Anadolu’yu etkileyen bir bölümünün Kırklareli-Trakya üzerinden geldiği sanılmaktadır.

Klasik ve Helenistik Dönemler: MÖ 5 – MÖ 1. yüzyıl

Büyük İskender Büstü

MÖ 513-512 tarihinde, [Persler]’in [İskit Seferi]’ni mütekip Kırklareli topraklarına girdiği ve uzun bir süre [tarih kayıtlarına göre otuzdört yıl] burada kaldığı kesin olmakla birlikte, Trakya’da satraplık oluşturduğu yönünde bilgi de bulunmaktadır. Bu satraplığın merkezi, bugün Kırklareli’nin bir ilçesi olan Vize’dir. Odrisler’in oluşturduğu yeni yapılanmayla birlikte, Trakya ve Kırklareli’de [Bu cümlenin düzeltilmesini yazarına bırakalım. Ancak, çok anlamsız ve yuvarlak bir cümledir! Ayrıca, o tarihte Kırklareli’nin yerinde herhalde henüz ormanlar vardır!] yaşam biçimi ve kültürel yaşamda da değişiklikler olmuştur. Eski teokratik oluşumun yerine, soylu savaşçıların odağını oluşturduğu bir sistem geçmiştir. Bu durum soyluluk belirtisi olan bir atlı kavramı çevresinde odaklanarak, sanatta da kendini göstermiştir.

 

Trak topluluklarının isyankâr tutumları, M.Ö. 499’da ion şehir devletleri ile Atina’nın çevresinde şekillenen Pers karşıtı oluşumlar ve Persler ile Yunan siteleri arasında vukuu bulan mücadeleler sırasında da sürmüştür.

Bizans İmparatoru I. Nikephoros (802-811) döneminde, Anadolu vilayetlerinde yaşayan çiftlik sahiplerine mülkleri sattırıldı. Sınır bölgelerini korumak amacıyla bu halkın bir bölümü Kırklareli yöresine yerleştirildi ve “Stratiotes” (asker-köylü) sıfatıyla, askerlik görevi yapmaları şart koşuldu. 850’lerde, imparator III. Mihail, Malatya yöresinde yaşayan ve Bizans’a karşı Müslüman Araplar’ın yanında savaşmakta olan Pavlikianlar’ı zorla Trakya topraklarına sürdü. Bulgar Kralı Simeon, 913 ve 924’te, Bizans başkentini iki kez kuşattı. Kırklareli toprakları iki kez istilaya uğradı. 1064’te, Güney Rusya ovalarında yaşayan Kumanlar’m baskısıyla Balkan Yanmadası’na inen Uzlar, Bulgar-Makedon topraklarını ve Trakya’yı dalga dalga istila ettilerse de büyük bir salgın hastalık, bu istilayı durdurdu. 1122’de, Bizans-Kuman işbirliği karşısında yenik düşen Peçenek Türkleri, Tuna Irmağı’nı güneye doğru aşarak, Makedonya ve Trakya’ya girdiler. Ancak imparator II. loannes’e yeni
düşerek tutsak alınan pek çok Peçenek, Bizans topraklarına, bu arada Trakya’ya yerleştirildi.

Osmanlı Dönemi
Kırklareli’nin fethi ile alakalı bilgi veren ilk kaynaklar, 16 ve 17. yüzyılda yazılmış eserlerdir. Bu yüzden Kırklareli’nin fethi tarihini mevcut kaynaklara dayanarak kesin olarak söylemek mümkün değildir. Bununla beraber, Kırklareli fethinin, Edirne’nin fethinden sonra, 1. Murad zamanında ve bizzat Padişahın kumandası altında gerçekleştiği genellikle kabul edilmektedir. Bu fetih, muhtemelen 1367-1372 yılları arasında gerçekleşmiştir.
Osmanlılar tarafından bu şehre Kırk Kilise denilmekteydi. Bu ismin ne anlama geldiği konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmektedir. Ancak bu görüşlerin kesin olarak hiç birinin genel kabul görmediğini belirtmek gerekir. Bununla beraber Kırk Azizler Kilisesi anlamında Saranta Eklesiai’den Kırk Kilise’ye çevrildiği şeklinde görüş, diğerlerine nazaran daha fazla benimsenmiştir. Kırkkilise ismi, Kırklareli milletvekili Fuat Umay tarafından yerilen bir teklif üzerine, 20 Aralık 1924 kabul edilen 537 Sayılı Kanun’la Kırklareli’ne çevrilmiştir.

Kırklareli, Türkler tarafından fethedildikten hemen sonra iskan edilmeye başlanmıştır. Özellikle, Moğolların Anadolu’ya girmesiyle, önlerinden kaçan Türkmenler ve Yörükler balı Anadolu’da nüfus yoğunluğu meydana getirmişti. Osmanlıların Rumeli’ye geçerek buralarda fütuhat yapmaları, Türkmenler ve Yörüklerin boş alanlara yerleşmek üzere Rumeli’ye geçirilmesi sonucu, bölge kısa zamanda şenlendirilmiştir.

Kırklareli, idari olarak Osmanlıların ilk dönemlerinde Vize Sancağı’na bağlı bir kaza merkezi iken, daha sonra Rumeli Eyaleti’nin bir sancağı haline getirilmiştir. 17. yüzyılın ilk yarısında Özi Eyaleti’nin kurulmasıyla Kırklareli bu eyaleti bağlanmıştı. 19. yüzyıla kadar sancak olarak kalan Kırklareli’nin 1292 (1875) yılında Edirne’ye bağlı bir kaza olduğu görülmektedir. 1304 yılında Sancak olarak idare olunmuştur. Cumhuriyet döneminde idari yapıda yapılan düzenlemelerle birlikte, sancak teşkilatı kaldırılmış ve Kırklareli vilayet olmuştur.

Kırklareli’ne bakıldığında, şehrin yukarıda açıklanan şekilde bir gelişme gösterdiğini söylemek mümkündür. Şehre ait nüfus verilerinin kaydedildiği 16. yüzyılın ilk yarısına ail tapu tahrir defterinde, şehirde 6 mahallenin mevcut olduğu görülmektedir. Romanya, Bulgaristan, Karadağ, Yunanistan ve Sırbistan’ın 1912 yılının Ekim ayında yaptıkları anlaşma sonrasında başlayan I. Balkan Savaşı sırasında, düşman işgaline uğrayan Kırklareli yöresi, belki de tarihinin en kötü günlerini yaşamıştır.

Cumhuriyet Dönemi
1. Dünya Savaşı’nın ardından, 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi ile İtilaf Devletleri Kırklareli ve tüm Trakya’da denetim kurma hazırlıklarına başladı. 4 Kasım 1918’de bir Fransız Alayı Sirkeci’den Uzunköprü- Hadımköy hatlını tutarak, demiryolu çevresindeki Türk köylerine saldırmaya başladı ve Lüleburgaz’a da bir müfreze yerleştirdi. Mevcut işgalci tutum karşısında, 2 Kasım 1918’de Trakya Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniyesi adıyla bir örgüt kuruldu. 22 Ocak 1919’da İstanbul’da yapılan toplantıyla, Trakya’nın kurtarılması için bir dizi karar alında ve buna göre Doğu Trakya (Edirne-Kırklareli-Tekirdağ)’da bulunan Yunan askerlerinin Bölgeden çıkarılması için gerekli teşebbüslerin her kademede başlatılması kararlaştırıldı. Kırklareli’ni temsilen bu toplantıya Şevket Dingiloğlu katıldı.

Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi’nden bir süre sonra Trakya’nın silah zoruyla kurtarılması için kurulan “Trakya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” Trakyalı vatanseverleri bir çatı altında topladı. 31 Mart 1920’de Lüleburgaz’da toplanan kongrede, işgalcilere karşı kesin tavır belirlemek ve alınan kararları uygulamak üzere bir yönetim heyeti kabul edilerek, durum Ankara’ya bildirildi. Çalışmalar üzerine 3 Nisan 1920’de Kongre’ye bir telgraf yollayan Mustafa Kemal, başarı diliyordu. 9-13 Mayıs 1920’de Edirne’de genişletilmiş “Trakya Kongresi” yapıldı. Burada işgale karşı mukavemet gösterilmesi ve Milli Kuvvetler Kumandanlığı’na Cafer Tayyar Paşa’nın getirilmesine karar alındı.

25 Mayıs 1920’de genel seferberlik ilan edildi. Kuruluş hareketlerinin yaygınlaşması üzerine, Yunanlılar 20 Temmuz 1920’de Tekirdağ’a asker çıkardılar ve hızla ilerleyerek 25 Temmuz’da Edirne’yi ele geçirdiler. Edirne işgalinden birkaç gün önce, Trakya Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti merkezi Kırklareli’ne taşınmıştı. 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Anlaşması ile Trakya Yunanlılar tarafından işgal edildi. Bu durum İstiklal Savaşı hazırlıklarını hareketlendirdi. İşgal sırasında bir süre yönetimi dağılan Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk cemiyeti yeniden toparlandı ve silahlanma hareketini hızlandırarak, Ankara Hükümetine bağlandı. Artık istiklal mücadelesi başlamıştı. Nitekim Nisan 1922’den itibaren, silahlı çetelerle vur kaç hareketleri düzenlenmeye başlandı. Bu arada bağımsız olarak hareket eden 3 direniş müfrezesi, Doğu Trakya içlerine doğru düşmana karşı baskınlar düzenliyordu. Eylül ayına kadar süren bu hareketlerle düşmana büyük kayıplar verdirildi. Nihayet 12 Ekim’de imzalanan Mudanya Mütarekesi ile Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli Ankara Hükümetine bırakılıyordu. Yunanlılar 15 Ekim’den itibaren işgal bölgelerini boşaltmaya başladılar. Varılan anlaşma gereği, Vize ve Saray İtalyan’lara, Lüleburgaz ve Kırklareli ise Fransız’lara, Ankara Hükümetine verilmek üzere teslim edildi.

Doğu Trakya’nın teslim alınması için İtilaf Yüksek Temsilcileri ile İstanbul’a gönderilen Refet Paşa arasında 23 Ekim 1922’de bir protokol imzalandı. Buna göre Doğu Trakya’nın boşaltılması il ve kasaba düzeyinde tarihleniyor ve tahliye koşulları karara bağlanıyordu. Edirne Valiliği’ne atanan Şakir (Kesebir) Bey Trakya’ya geçerek, teslimde yer aldı. Buna göre ilk olarak İtalyan denetim bölgelerinden başlayarak, Şakir Kesebir Doğu Trakya’yı bütünüyle teslim aldı. Önce Vize ve Demirköy’e (2 Kasım), akabinde Lüleburgaz (8 Kasım), Babaeski (9 Kasım) ve nihayet Kırklareli’ne 10 Kasım 1922’de Türk Bayrağı çekildi.

Kırklareli’nin Tarihi Yerleri

Dolmenler (Kapaklı Kaya Mezarlar)

kırklareli dolmenler

Trakya’da çok sayıda görülen tümülüslerin erken safhası olarak kabul edilen dolmenler, genel olarak Kırklareli’nin kuzey – kuzeybatı dağ yamaçlarında ve bu yamaçlara yakın ova eteklerinde sıralanmıştır. Bölgede kapaklı veya kapaklı kaya olarak da anılan dolmenler, yekpare, yassı iri taşlardan, basit oda şeklinde yapılmış anıt mezarlardır. Şu ana kadar yapılan araştırmalarda Edirne’nin Lalapaşa ilçesi merkez olmak üzere, bir hat halinde Kırklareli’nin Demirköy ilçesi yakınlarına kadar ulaştığı tespit edilen dolmenlerin Erken Demir Çağı (M.Ö. 1300 – 800) sürecinde kullanım gördüğü anlaşılmaktadır.

Menhirler (Dikili Taş)

Megalit (büyük taş), dikili anıtsal mezar taşlarıdır. Kırklareli ve yakın çevresinde çok sayıda görülmektedir. Çoğunlukla yakın dönem mezarlık alanlarında da benzer dikili mezar taşları görülmekte ise de esas kullanım süreci Erken Demir Çağı’dır. Yükseklikleri ortalama 3 m’ye varan dikit örnekleri Kırklareli merkez ilçe, Erikler, Değirmencik, Ahmetçe köyleri ile Lüleburgaz ilçesinde görülmektedir. Ancak, Kırklareli merkezi de dahil olmak üzere, çoğu ilçe ve köylerdeki Müslüman mezarlarında bulunan dikili taşların bir bölümünün orijinal yerlerinden sökülerek getirilen menhirler olduğu düşünülmektedir.

Tümülüsler

İçerisinde mezar bulunan, insan eliyle oluşturulmuş yığma tepelerdir. İl sınırları içinde 92 adet tümülüs tescil edilmiştir. Ancak yapılan yüzey araştırmaları sonucunda bunların sayısının 200’den fazla olduğu görülmüştür.

Aşağıpınar Höyüğü

kırklareli aşağıpınar höyüğü

İl merkezinin güneyinde, şehre 3 km. mesafede bulunmaktadır. Aşağıpınar Höyüğü’nün kuzeybatısında bulunan tatlı su kaynağının önceleri daha doğuda, Haydardere yatağı üzerindeyken, zamanla batıya doğru kaydığı ve aynı şekilde bu pınar önünde küçük bir gölcük–bataklık olduğu da öğrenilmiştir. Aşağıpınar kazılarında şimdiye kadar rastlanan en eski kültür katı M.Ö. 5800 yıllarına tarihlenmektedir. Anadolu kronolojisine göre Geç Neolitik, Balkan kronolojik sisteminde ise Neolitik Çağ–Karanovo II dönemine tarihlenen bu ilk yerleşim, Demir Çağı’na (M.Ö. 1200) kadar süregelecek olan Trakya kültürünün de temellerinin atıldığı bir süreci temsil etmektedir.

Kanlıgeçit Höyüğü

kırklareli kanlıgeçit höyüğü

Kırklareli’nin yaklaşık 3 km. güneyinde, Aşağıpınar’a 300 m. mesafededir. Eski Tunç Çağı’na (M.Ö. 3. bin yıl) tarihlenen bu yerleşim alanı, Anadolu’da ve Yakındoğu’da M.Ö. 3. bin yıl kentleşme sürecinin ortaya çıktığı, yavaş yavaş kent devletlerinin oluştuğu bir süreci temsil etmektedir. Bu yerleşmelerdeki yapıların basit ahşap yapılar şeklinde olduğu; genellikle yerleşmelerin savunma amaçlı derin bir hendek ve bunu sınırlayan ahşap bir duvar ile çevrili olduğu anlaşılmaktadır. Taş malzeme mimaride hemen hemen hiç görülmez. Yapılan çalışmalarda, Kanlıgeçit’in Anadolu yerleşmeleri ile tam olarak benzeşen büyük bir yerleşim alanı olduğu ortaya çıkmıştır. Yerleşim, taş sur ile çevrili bir iç kale ile bunun etrafında yayılmış aşağı şehirden oluşmuştur.

KALELER

Vize Kalesi

kırklareli vize kalesi

Vize’nin Kale Mahallesi’nde olan surlar, şehrin kuzey ve batısını kuşatmaktadır. İlk inşasının M.Ö. 72 – 76 yıllarında olduğu tahmin edilmektedir. Daha sonra Bizans döneminde, 527 – 565 yıllarında, tekrar onarılmıştır. Muntazam kesme iri taşların üst üste yerleştirilmesi ve aralarının sağlam bir harçla bağlanması suretiyle yapılmıştır. Bu eski surların inşasında, yumuşak, sarımsı taş bloklar, şehrin kuzeyindeki sur bedenlerinde ise muntazam kesilmiş, mavimtırak taşlar kullanılmıştır. Kalenin, Geç Bizans döneminde yeniden yapıldığı anlaşılmaktadır. Kale, iç ve dış kale olmak üzere iki kısımdan meydana gelmiştir. Yüksek burç ile güneybatısındaki dere kenarında bulunan hâkim burcun yapımına 12. yüzyıl sonu Komnenoslar devrinde başlanmış, Geç Bizans döneminde tamamlanmıştır. Halen eski Vize şehri surlarının batı ve güney kısımları ayaktadır. Batı tarafındaki surlar üzerinde birkaç burç, bunların önünde su yollarını korumak üzere yapılan bir burç daha vardır. Güney surları 3–4 m. yüksekliğe kadar korunabilmiş olup, büyük taş bloklarla yapılmıştır.

Kıyıköy Kalesi

kırklareli kıyıköy kalesi

Vize ilçesi, Kıyıköy kasabasını önemli oranda kuşatan, Bizans dönemine (6. yüzyıl) ait, Iustinianus devrinde yapılmış bir kaledir. 9. ve 10. yüzyıllarda onarım gördüğü, üzerindeki harçtan anlaşılmaktadır. Kale, güneyde Kazandere, kuzeyde ise Pabuçdere arasında denize doğru uzanan bir yamaçta kurulmuştur. Kalenin batı cephesi düz araziye inmektedir. Doğu cephesi ise zemine kadar tahrip olmuştur. Yıkılmayan yerlerinden surların kesme muntazam taşlarla kaplı, içinin moloz dolgu olduğu anlaşılmaktadır. Bu bölümde duvar kalındığı 2.20 m., yüksekliği ise 2.50 m. dolayındadır. İkinci kapının yanındaki surların yüksekliği 5 m’yi bulur. İkinci burç bugün mevcut değildir. Buradaki surlar 6 m’ye kadar yükselmektedir. Güney surlarının güneyinde gizli kapısı olup, kaleden bu kapıya 180 basamak merdivenle inilir. Saray Kapısı bugüne kadar iyi korunmuştur. Tuğla üzerine kesme blok taş kaplamadır. Üçüncü burçtan altıncı burca kadar 13 m. genişliğinde bir savunma hendeği vardır. Vize Kapısı taş ve tuğla hatıllarla örülmüş, 1991 yılında restore edilmiştir.

Bunların yanında Vize’ye bağlı bazı köylerde de bir takım kale ve kule kalıntıları bulunmaktadır. Bu kalıntılardan şimdilik tespit edilebilenler Akpınar köyünde dört kule kalıntısı, Hamidiye köyünde kale kalıntısı, Kızılağaç Çingene Kalesi ve Pazarlı yakınlarındaki kale/kule kalıntılarıdır.

Koyva Kalesi

Merkez ilçeye bağlı, Kuzulu köyü yakınlarında olup, M.S. 3. veya 4. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Oldukça harap durumdadır. Çok az temel kalıntıları ve galerileri bulunmaktadır.

Yoğuntaş (Polos) Kalesi

Kırklareli’nin Yoğuntaş köyünde bulunmaktadır. Oldukça harap durumdaki kalenin Helenistik dönemden önce, M.Ö. 4. yüzyıl ortalarında yapıldığı ileri sürülmektedir.

HAN VE HAMAMLAR

kırklareli kapalı çarşı, arasta, bedesten

Arasta (Bedesten)

Kırklareli il merkezinde, Hızırbey Hamamı’na bitişik inşa edilmiştir. 1383 yılında ticari amaçla yapılmış olup, “T” planındadır. Kemerli duvarların dış cepheleri, bilhassa üst kısımları, hamam duvarı işçiliğinden farklı, tuğla sıkıştırmalı, alternatif taş ve tuğla sıra tekniğindedir. Kemer duvarlı, iki tuğla hatıllı üst örtüsü manastır tonozlu olup, 15 m. uzunluğunda, 12 dükkândan oluşmaktadır.

Sokullu Hamamı

Halen özel şahıslar tarafından, amacı dışında işletilen yapı, Türk klasik hamamlar tipinde çifte hamamlıdır. Üstü kubbelidir. Etrafında faal durumda 11 adet dükkân vardır.

Hızırbey Hamamı (Çifte Hamam)

Kent merkezinde, Cumhuriyet Meydan’nda bulunmaktadır. 1383 yılında Köse Mihalzade Hızırbey tarafından yaptırılmıştır. 1683 yılında, Hacı Hüseyin Ağa tarafından onartılmıştır. Halen faal durumdadır. Duvarların dış yüzeyi düzgün küfeki taşı ile kaplanmıştır. Kubbe fenerleri, dikkat çekicidir. Hamam, bitişiğindeki arasta ile birlikte yapılmıştır.

KÖPRÜLER VE ÇEŞMELER

Babaeski Köprüsü

kırklareli babaeski köprüsü

1633 yılında IV. Murat devrinde yapılmıştır. Muntazam kesme taş kaplı, kâgir bir köprüdür. Nehir taştığı zaman zedelenmemesi için, 6 kemerli köprünün kemer aralarında büyük delikler bulunmaktadır. Nöbet hücreleri, birer dantel gibi taş işlemelidir. Kuzeydeki nöbet hücresi aslına uygun olarak yeniden yapılmıştır.

Alpullu (Sinanlı) Köprüsü

16. yüzyılda Sokullu döneminde yapılmıştır. Mimar Sinan’ın en muhteşem anıtsal köprüsüdür. Sivri kemerlidir. 76 cm’lik çevre taşlarını da tek taş olarak kullanmıştır. Genişliği 2,5 m’yi bulan kemer taşına hiçbir köprüde rastlanmaz. Korniş profili aynı olup, korkuluk taşı ile dış yüzleri birleştirilmiştir.

kırklareli sokullu mehmet paşa köprüsü

Sokullu Mehmet Paşa Köprüsü

Lüleburgaz girişinde, İstanbul-Edirne asfaltı üzerinde bulunmakta olup, 1569 yılında yaptırılmıştır. Çevre taşları ince yontulmuş, memba tarafındaki orta ayak detayları sağlamdır.

Küçük Köprü

Atatürk İlkokulu civarındadır. 1569 tarihinde Sokullu Mehmet Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Sağlam, tek gözlü, klasik tipte bir köprü olup, genişliği 4 m’dir.

Kayyumoğlu Çeşmesi

Eski İstanbul yolunda bulunmakta olup, 1768 yılında yapılmıştır. İlk inşa ve onarım kitabeleri mevcuttur. Haznesiyle beraber kare planlı, yuvarlak kemerli, tek yüzlü bir çeşmedir. Üzeri beşik örtülü, tamamen küfeki taştan yapılmıştır.

Karaumurbey Çeşmesi

Karaumur Caddesi’nde bulunmakta olup, 1844 yılında yapılmıştır. Daha önceden dört cepheli iken, şimdi iki cepheli bir görünümde olan çeşmenin arka cephesinden Gerdanlı suyu akmaktadır. Haznesiyle kare planlıdır. Küfeki taşından yapılmış olup, yuvarlak kemerli bir meydan çeşmesidir.

Dördüzlü (Dört Yüzlü) Çeşme

Babaeski ilçesinde, asfalt üzerinde, hamam karşısında bulunmaktadır. 17. yüzyıl yapısıdır. Şehir suyu akıtmakta olan çeşmenin kitabesi Bulgar istilasında kazınmıştır. Kesme küfeki taştan, dört cepheli ve kubbeli bir meydan çeşmesidir. Halen tek yüzü faal olup, Edirne’nin klasik çeşmeleri tipindedir.

Cemilzade Mahmut Ağa Çeşmesi

Vize ilçesi, Kale Mahallesi, Hamam Caddesi’nde bulunmakta olup, 16. yüzyıl. yapısıdır. Çeşme üzeri ufak kubbelidir. Kare planlı, iki oluklu ve yalaklı meydan çeşmesidir. Muntazam kesme küfeki taşlardan yapılmış olup, 1838 yılında tamir görmüştür.

Sultan Çeşmesi

Vize ilçesi, Bulaca Mahallesi, Asmakaya yolu üzerindedir. 1770 tarihinde yapılmıştır. Cephesinde altı satırlık Osmanlıca kitabesi vardır. Mermerden sivri kemerli, üç yalaklıdır.