HAKKARİ

Hakkari’nin Tarihi

Tarih Öncesi Dönem

Hakkâri’nin târihi çok eski devirlere dayanır. Mağaralar içinde bulunan eşyâlar ve kaya resimleri bu bölgenin eski yerleşim merkezi olduğunu gösterir. Bölgeye Sümerler, Âsuriler, Bâbilliler, Medler hâkim olmuştur. M.Ö. 6. asırda Medler bölgeyi Bâbillilerden ele geçirdiler. M.Ö. 4. asırda, Makedonya Kralı İskender, Medleri yenerek İran’ı ve bu bölgeyi ele geçirdi. Fakat iskender ve Bizanslılar bu bölgeye fiilen hâkim olamadılar. İskender’in ölümünden sonra Makedonya Krallığı, generalleri arasında taksim edildi. Bu bölge, Selevkos (Asya) İmparatorluğunda kaldı. Selevkos’un mîrâsına Roma İmparatorluğu sâhip oldu. Fakat bölge Roma ile Partlar, sonra da Sâsânîler arasında devamlı el değiştirdi. M.S. 395’te, Roma İmparatorluğu bölününce Doğu Roma (Bizans), bu topraklara sâhip olmak istedi, fakat hiçbir zaman bu bölgeye hâkim olamadı.

Hazret-i Ömer zamânında bölge, İslâm orduları tarafından 640 senesinde feth edildi. Selçuklu Türkleri Anadolu’ya geldiklerinde Hakkâri bölgesi, Bağdat’taki Abbâsi halîfelerine bağlı idi. 1054’te Selçuklular, Hakkâri bölgesine hâkim oldular. 1122-1262 arasında Selçuklulara bağlı Musul Atabegleri (Zengiler), bu bölgeyi Selçuklular adına idâre ettiler. 1142 senesinde Atabeg İmâdeddîn Zengi.

Aşip Kalesi yerine İmâdiye Kalesi ve şehrini kurdu. 1262’de İlhanlılara bağlanan Hakkâri’yi Abbâsî âilesinden gelen Hakkâri Beyleri idâre ettiler.

hakkarikayme

Karakoyunlu Bayram Hoca’nın hâkimiyeti sırasında 1349’da Celâyirlilerin eline geçen Hakkâri, 1366’da yeniden Karakoyunluların, 1387’de Tîmûr Hanın, 1405’te yeniden Karakoyunluların eline geçti. 1468’de Uzun Hasan’ın gönderdiği Sofi Halil ve Arabşah Beylerin Hakkâri Beylerini yenmesi üzerine Dümbüllü Türkmenleri bölgeye hâkim oldular. Bu hâkimiyetleri sırasında 1472’de Çölemerik’te “Meydan Medrese”yi yaptırdılar.

Hakkâri Beylerinden Gübâli oğlu Esedüddîn, 1468’de gizlice Mısır’a gitti. Kölemenlerin emrine girdi. Mısır’daki Nasturîlerin yardımı ile Hakkâri’ye geldi. Tiz Kalesine girerek Dümbüllü Türkmenlerini bozguna uğrattı ve bu bölgeyi ele geçirdi. Ölümünden sonra yerine Zâhid Bey geçti. Esedüddîn’in sülâlesine Şenbolar dendi. Zâhid Bey, Gevar (Yüksekova) ile Akdamar’ı elegeçirdi. Zâhid Beyin oğulları Seyyid Mehmed Vastan’da, Mâlik Bey Çölemerik’e 4 km uzaklıktaki Bay Kalesinde hüküm sürdüler. Yeğenleri Zeynel, bir baskınla Bay Kalesini ele geçirdi. Mâlik Bey, Vastan’a gitti. Bir müddet sonra Seyyid Mehmed Bey, Bay Kalesini ele geçirerek bütün Hakkâri’ye hâkim oldu.

Osmanlı Dönemi
Yavuz Sultan Selim Hanın 1514 Çaldıran Seferinden sonra bölge, 1534’te Van bölgesi ile birlikte Osmanlı hâkimiyetine girdi. Safevîler, bir ara Hakkâri’ye hâkim olmuşsa da, Kânûnî Sultan Süleymân Hanın 1548’de Van fethi ile birlikte Hakkâri yeniden Osmanlı idâresine bağlanmıştır. Seyyid Mehmed Bey, Osmanlılar adına bu bölgeyi idâre etmiştir. Fakat Seyyid Mehmed Bey ile oğlunun bâzı hareketleri sebebiyle bölge yeğeni Zeynel Beye Ocaklık olarak verildi. Zeynel Bey, Çölemerik Kalesini merkez edinmiş, burasını onarmış, Dize’deki (Üzümcü köyü) kurşun ve başka bir yerdeki kükürt ocaklarını işlettirmiştir. Tebriz Seferi sırasında 1583’te şehid olmuş ve yerine oğlu Zekeriya Bey geçmiştir. Son “Ocaklı” Hakkâri Beyi Şenbolu Nurullah ile Cizreli Bedirhan Beyler birleşerek, 1843’te Tiyari ve 1846’da Tohum Ocaklarında oturan Nasturîleri yenerek ocaklarını yağma ettiler. Osman Paşa gelerek her ikisinin ocaklık hakkını kaldırdı (1847).

Osmanlı idâresinde Hakkâri, Van Beylerbeyliğinin 14 sancağından (vilâyetinden) birini teşkil etti. Tanzimattan sonra da Van vilâyetine bağlı 2 sancaktan biriydi. 5 kazâsı vardı. Bu kazâlardan biri “İmâdiye” Irak’ta kaldı. “Başkale” ise Van’a bağlandı.

Hakkâri’nin merkezi “Çölemerik” kasabası idi. Süryânilerin “Gülârmak”, Ermenilerin “İlmar” ve Türklerin de “Çölemerik” dedikleri bu kasabanın Koçanis Manastırında Birinci Dünyâ Harbine kadar Nasturî patriği oturdu.

Rusların 1858’de Türklere savaş açması sonunda Dağıstandaki Şeyh Şâmil ile işbirliği yapan Şemdinlili Seyyid Tâhâ, Ruslara savaş îlân etti. Vefâtı üzerine kardeşi Şeyh Sâlih, Âzerbaycanlıları ve Hakkârilileri Ruslara karşı ayaklandırdı. Bu sırada Cizre’de bulunan İzzeddîn Şir, Yezîdî ve Nastûrîlerle işbirliği yaparak Rusya adına Musul ve Bitlis bölgesini 1854’te işgal ve yağma ettiler. Diyarbakırlı Hacı Tîmûr Ağa, bu hâinleri 1855’de yendi ve cezalandırdı. 1855-1865 arasında Van sancağına bağlı olan Albak, Çölemerik, Gevaş (Yüksekova), Beytüşşebap, Çal-Tiyari, Şemdinan (Şemdinli) ve Kotur ilçeleri Erzurum’a bağlandı. 1865’te Van vilâyeti yeniden kurulunca tekrar Van’a bağlandılar.

Birinci Dünyâ Harbinde Ruslar, Çölemerik’i 24 Mayıs 1915’de işgâl ettiler. Nasturî lideri Merşamun’u Hoy’a götürdüler. Onun vâsıtasıyla bütün Nastûrîler ayaklandı ve silahlı çeteler kurarak Türk ordusuna ve halkına saldırdılar. Müslüman ve Türk halkı, Rus ve Nastûrî zulmünden civar bölgelere kaçtılar. 1918’de Çölemerik ve Gevaş (Yüksekova) Türkler tarafından kurtarıldı. İsyancı Nastûrî ve Ermeniler, Urmiye bölgesine çekildiler. Eski yerlerine gitmek isterken Vâli Haydar emrindeki Türkler, Nastûrîleri yendiler.

Cumhuriyet Dönemi
Millî mücâdele (İstiklâl Harbi) sıralarında Şemdinlili Seyyid Tâhâ ile Şahaklı Simiko, Yirminci Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa ile işbirliği yaptılar ve onu desteklediler. Böylece Seyyid Tâhâ kuvvetleri, Nastûrî ve Ermeniler’in bölgeye girmelerini önlediler. 1926’da yapılan Ankara Antlaşması ile Musul ve Hakkâri’nin beş bölgesi sınır dışında kaldı. Çölemerik, Gevaş (Yüksekova) ve Şemdinan (Şemdinli) ilçelerinden meydana gelen Hakkâri vilayeti kuruldu. Bir ara Van’a bağlanan Hakkâri 4.1.1936 târih ve 2885 sayılı kânunla vilâyet (il) oldu.

Bu bölgede yaşayan Kürt ve “Kurdak” diye anılan kimselerin Oğuz Türklerinden ve Türkmen soyundan bir boy olduğu; târih, antropoloji, etnoloji, din, dil, sosyoloji ve folklor gibi çeşitli araştırmalarla ilmî olarak ortaya konmuştur. Orta Asya’da Yenisey Kitâbelerinde şu satırlar vardır:

“Men Kürt Elkan Alp-Urungu Altunluğ Keşiğim Banım Belde Elim tukuz-Kırk Yaşım”(Ben Kürt İlhanı Alp Urunguyum. Altunlu beldesini ülke edindim. Kırk dokuz yaşında öldüm.)

Târihte Oğuz Türklerinin Türkmen soyundan Kürt ve Kurdak boylarının yaşadığı gerçektir. Fakat doğu ve güneydoğu Anadolu’da Kürt diye isimlendirilen kimseler, Oğuz Türklerinin muhtelif boy ve aşîretlerinden ibârettirler. Bu Türk boy ve aşîretleri bu bölgenin muhtelif ülkeler arasında defâlarca el değiştirmesi sebebiyle asıllarını ve bilhassa lisanlarını unutmuşlar ve bilhassa gramer bakımından Farsçanın geniş tesirinde kalarak çoğu Farsça olan Türkçe-Arapça karışımı bir lisan ile konuşmaya başlamışlardır. Türkiye üzerinde emperyalist niyetler besleyen ülkeler, bilhassa 18. asırdan sonra Oğuz Türklerine dayanan bu aşîretleri ayrı bir millet gibi göstermeye çalışmışlardır.

Hakkari’nin Tarihi Yapıları

hakkari dirheler

Dirheler (Dev Evleri)

Yüksekova ilçesinde yer alan Tirşin Yaylası’nda bulunan dirheler üçü dördü bir arada birbirini koruyabilecek yakınlıkta, yol üstünde, kayalara oyulmuş dev boyutlu yapılardır. Dirhelerin Assur saldırılarına karşı haber alma kuleleri ya da yaylaya çıkılan sürüleri korumak ve yayla güvenliğini korumak için yapılmış küçük savunma kütleleri olduğu sanılmaktadır.

hakkari stelleri

Hakkâri Kaledibi Buluntuları (Hakkâri Stelleri)

Kaledibi’nde yapılan bir temel hafriyatı sırasında tarihi eserlere rastlanılmış, Yapılan inceleme ve kazı çalışmaları sonucunda, Kaledibi’nde Hakkâri tarihini aydınlatacak özellikte üzerinde insan figürleri işlenmiş 13 stel (mezar taşı) bulunmuştur.

Üst kısmı geniş alta doğru da daralarak sivri bir yapıda olan figürlü taşların kenarları kısmen düzeltilmiş arka yüzleri ise kabaca tıraşlanmıştır. Ön yüz tamamen düzeltildikten sonra ya alçak kabartma ya da kazıma tekniğiyle işlenmiş figürlerle doldurulmuştur. Genel olarak stellerin yüzeyine kabaca işlenmiş insan, hayvan ve savaş aleti motifleri vardır.

Kayme Sarayı

hakkari kayme sarayı

Saray Nehri’ndeki eski yerleşim yerlerinin kuzey tarafında ve bugünkü köy evlerin batısında yer alan iki katlı saray, kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen bir alana oturmaktadır.

Günümüzde sarayın kuzey ve batı duvarları ekseriyetle, doğu ve güney duvarları kısmen ayakta kalabilmiş ancak, üst örtüsü tamamen yıkılmıştır. Yapının zemin ve birinci katları birbirinin aynı, ortada dikdörtgen iki salon ile dörder odadan meydana gelmiştir. Sarayın kuzey ve güney cephelerinde ortalarına açılmış kapılardan girilmekte, odalara hem salondan hem de birbirlerinden geçilmektedir.

Yapının yıkılmış doğu cephesi dışındaki kuzey, güney ve batı cephelerinin kapı ve pencerelerle hareketlendirildiği görülmektedir. Kapının üzerinde üst kata açılan ahşap konstrüksiyonlu bir balkon olduğu anlaşılan açıklık bulunmaktadır. Yine bu cephede tek süsleyici unsur olarak kapı kuşatma kemerinin sağ ve sol üst köşesindeki kitabeler dikkati çekmektedir. Yapının batı cephesi altlı üstlü sekizer pencere ile hareketlendirilmiştir. Güney cephesinde ise sadece kapı ve pencerelerin yerleri belirlenebilmektedir. Sarayın cephelerinde düzgün kesme taş, içteki odaların bölme duvarlarında moloz taş kullanılmıştır. Cephelerindeki düzgün kesme taş işçilik dikkat çekmektedir.

Bay Kalesi

hakkari bay kalesi

Şehrin güney tarafında ve merkeze 7-8 km. uzaklıkta bulunan kale, deniz seviyesinden 20-25 m. yükseklikte sarp ve kayalık bir tepe üzerinde yer almaktadır. Kaleye hem kuzeyden hem de güney tarafından tırmanmak mümkündür.

Mimari dokusu büyük ölçüde tahrip olan kalenin en üst kesiminde moloz taşlar ve horasan harcı ile tutturulmuş duvar izleri mevcuttur. Etrafa dağılmış seramik parçalarından Demir Çağı’ndan Ortaçağ sonlarına kadar burada yerleşimin olduğu anlaşılmaktadır. Tuğla ve seramikler dışında üzerinde harç ve süslemeler olan bir taş parçası ile üzerinde kazınmış ters lale motifleri kalenin diğer kalıntılarını teşkil eder.

Meydan Medresesi

hakkari meydan medresesi

1984 yılında onarımı yapılan medrese Hakkâri’nin Biçer Mahallesi’nde bulunmaktadır. Medresenin giriş kapısındaki kitabeden 1700-1701 yıllarında yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Hakkâri yöneticilerinden İzzeddin oğlu İbrahim Bey tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Dikdörtgen planlı medrese, avlulu, iki katlı medreseler grubuna girmektedir. Yapıya güney cepheden girilmektedir.

Avlunun dört yanını iki kat halinde revaklar dolanmaktadır. Alt kattaki revaklar değişik başlık ve şekilleri olan sütunlara ikinci kattakiler ise payelere oturmaktadırlar. Revak gözleri sivri kemerli, bölümleri ise tonoz örtülüdür.

Zeynel Bey Medresesi

Hakkâri’nin Gülerek Mahallesi’nde bahçeler içinde, bir dere kenarında yer alan ve bugün büyük ölçüde yıkılmış olan medrese Hakkâri beylerinden, Zeynel Bey tarafından yaptırılmıştır. Zeynel Bey’in medreseyi Hakkâri beyliğinde kaldığı 1560-1578 yılları arasında yaptırdığı kuvvetle muhtemeldir.

Hakkâri (Koçanis) Konak Kilisesi

hakkari konak kilisesi

Kilise, Hakkâri merkeze 18 km. uzaklıktaki Konak köyünde, genişçe düzlüklerin ve kayalıkların bulunduğu bir vadi içerisinde yer almaktadır. 16,70×8,30 m. dış ölçülere sahip, doğu–batı ekseninde uzanan, güney cephesinin batı köşesine kaydırılmış bir kapı ile girilen kilise köyün doğu tarafına vadiye hâkim noktada doğal kayalık bir platform üzerine kurulmuştur. Kilise iç mekanı iki bölümden meydana gelmiştir. Bunlardan birincisi doğrudan dış ile bağlantılı sahın bölümü, ikincisi sahından iki kapı açıklığıyla geçilen doğudaki bema bölümüdür. Ayrıca, kuzey tarafa kayalıkların üzerine, biraz yüksekte kalan ve havalandırmaya geçiş sağlayan bir bölüm ilave edilmiştir.

Kuzeydeki bölüm dışında yapının dış cephesi tamamıyla düzgün kesme taş malzeme ile inşa edilmiştir. Kapı, iki renkli taşlarla süslenmiş sivri kemerli girinti içerisine açılmıştır.

Cephenin çatıya yakın üst kesiminde batı tarafta sekiz satırlık Nasturi dilinde bir kitabe yerleştirilmiştir. Kilisede biri bu kitabenin altında, diğeri ortaya yakın yerde olmak üzere dairesel şekilde iki güneş saati yer almaktadır.

Halil Kilisesi

hakkari halil kilisesi

Hakkâri’ye 10 km. mesafede, ana yol kenarındaki Halil mevkiinde bulunmaktadır. Nasturilere ait olan yapının üzerinde kitabe ve süsleme mevcut olmadığından, hangi tarihte kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Kilise doğu-batı doğrultusunda uzanan dikdörtgen planlı ve iki bölümden oluşmaktadır. Batıdaki birinci bölüm daha büyük tutulmuştur. Buraya batı cephesinden bir kapı vasıtasıyla girilmektedir. Bu bölümün üzeri doğu-batı doğrultusunda uzanan beşik tonozla örtülmüş ve duvarlara dolap nişleri açılmıştır.

Doğudaki ikinci bölüme daha büyük olan birinci bölümden iki kapı vasıtasıyla geçilmektedir. Oda kuzey-güney istikametinde dikdörtgen biçimli ve tonoz örtülüdür. Bu bölümün doğu duvarına ve kapı eksenine gelecek şekilde sivri kemerli bir niş yerleştirilmiştir. Yan duvarlarda dolap nişleri bulunmaktadır. Yapının tamamında taş kullanılmış olup, dış cephelerde düzgün sıralı kaba taşlar dikkati çekmektedir. Yapı oldukça sağlam toprak bir dam ile kapatılmıştır.

Derav Kilisesi

Zap Vadisi’nde, Üzümcü köyünün ilerisinde, Derav mevkiinde bulunmaktadır. Zap Suyu’nun karşı tarafındaki sırtta, eğimli bir arazide kurulmuştur. Nasturilere ait olduğu kabul edilen yapının üzerinde kitabe veya süsleme olmadığından yapının tarihi ve dönemi bilinmemektedir. Oldukça küçük olan yapının batı doğrultusuna uzanan dikdörtgen bir planı vardır. İki odadan oluşan kilisenin dikdörtgen planlı odasının üzeri beşik tonozla örtülüdür. Batı tarafı açılmış ve mazgal pencerelerden yapı aydınlatılmıştır. İkinci odaya, buradan sivri kemer açıklıklı iki demir kapıdan girilmektedir. Burası da dikdörtgen planlı ve beşik tonoz ile örtülüdür. Doğu tarafından da beşik tonozlu kayalıklara oturmaktadır. İki yan duvarına dolap nişleri açılmıştır. Yapının tamamı moloz taşlar ve kayalardan yapılmıştır. Dıştan üzeri toprakla örtülüdür ve duvarları yer yer yıkılmıştır. Buna rağmen sağlam bir görünümü vardır.

Gagevran Köyü Kilisesi

Derav Vadisi, Gagevran köyü yakınlarında 2. yüzyıldan kalma kayalara oyulmuş kiliseler vardır. Duvarlar içten nişler ve Hz. İsa’nın yaşamını konu alan fresklerle süslüdür.

hakkari taş köprü

Taş Köprü

Şemdinli ilçe merkezine 12 km. ve Nehri köyüne 4 km. mesafede bulunan köprü Şemdinli Deresi üzerinde kurulmuştur. Yüksek dağların arasında derin bir vadide yer alan, kuzey-güney istikametinde tek açıklık halindeki köprünün her iki ayağı da kayalıklara oturmaktadır. Köprünün yüksekliği 11 m., uzunluğu ise 21 m. olup tek gözlü ve yolu eğimli köprüler grubuna girmektedir.