ESKİŞEHİR

Eskişehir’in Tarihi

Tarih Öncesi Dönem

Ateşin bulunmasından önce, Sakarya Irmağı’ndan, Porsuk Irmağı’na kadar uzanan bölgede verimli ve ıssız topraklar vardı. Ateşin bulunmasından sonra insanlar, bu verimli ve zengin minerallerle dolu topraklara gelip yerleştiler. Yaşam, ilk önce mağaralarda, daha sonra mermerden yapılan evlerle oluşturulan kasabalarda sürdü.

yapildak

Yapıldak Kalesi / Eskişehir

Geçen zaman içinde, insanlar sulak araziyi işleyerek, yaşanacak şekilde düzenlediler ve burada çoğaldılar. Ancak bereketsiz topraklarda yaşayan diğer kavimler, yöreye doğru göç etmeye başladılar. Amaçları Sakarya’dan, Porsuk’a uzanan bu verimli topraklara ortak olacak bir yaşam kurmaktı. Bölgede barış içinde yaşayan insanlar, ilk defa saldırganlık ve savaşla tanıştılar. Yüzlerce, binlerce yıl savaştılar…

Zamanla hem dünya, hem de insanlık değişti ve bölgede savaş sona erdi. Gelecek için barış sağlandı. Ancak göç edenlerin sadece toprak ve su kullanmalarına izin verildi. Bu varlık mücadelesinde yeni olanaklar yaratıldı, keşifler yapıldı. Zengin maden kaynakları, atölyeler ve küçük fabrikalar kuruldu, kasabalar, köyler oluşturuldu. İlk insanların, günümüzden çok önce, bu bölgeye gelerek toprakların verimliliğinden ve zengin kaynaklardan yararlanmaları sonucunda, kısa sürede gelişerek şehirleşmesinden dolayı bu bölge, ESKİŞEHİR adını almıştır.

Eskişehir’in çevresindeki geniş alanı dolaşacak olursanız, insanlığın ilk çağlarına ait bazı eserlerle karşılaşırsınız. Eskişehir toprakları, Taş Devri’ nden günümüze kadar binlerce kültürü yaşatmıştır. M.Ö.4000 yıllarında Eskişehir, nüfusun en yoğun olduğu bölge olarak kabul edilmiştir. Yapılan araştırmalarda, kasaba ve şehirler bulunmuştur. Ayrıca Asurlu tüccarların ticaret hayatını canlandırdıkları bir merkez olmuştur.

Eskişehir, Frigya’nın batı sınırı içindedir. Bu nedenle Frig Çağı, Eskişehir’in tarihinde önemli bir yer tutar.

Arkeolojik araştırmalar, yöredeki ilk yerleşimin M.Ö. 3500 yıllarında, Şarhöyük çevresinde yoğunlaştığını göstermektedir. Kalkolitik ve Bakır Çağlarında (M.Ö. 3500-2500) nüfusun en yoğun olduğu bölgeler Porsuk-Seydi Su ve Sarısu Çaylarının kenarları olarak belirlenmiştir. Demirci Höyük’teki buluntular Eskişehir çevresinde tarih öncesi yerleşimin ve kültürün Erken Kalkolitik (M.Ö. 5500) Çağı’nda başladığını göstermektedir. Pek çok Anadolu Efsanesi Frigya’yı madenciliğin beşiği olarak gösteren kanıtlardır. Ayrıca Midas Şehri’nde (Yazılıkaya) yapılan diğer Kazılarda, yüzlerce yeni höyük tespit edilerek, bölgenin ilk çağlardan bu yana yaygın bir kültüre sahip olduğu saptanmıştır.

Yazılıkaya’da yapılan kazılarda tespit edilen höyüklerin büyük bir kısmında Hitit Çağına ait kültür belgeleri bulunmuştur. M.Ö. 1200 yıllarında, Anadolu’daki Hitit egemenliğine son vererek, geniş bir alana yayılan Frigler, Eskişehir Ovası, Sakarya Plehri kolları ile Ankara’nın doğu ve batı bölümlerini kapsayan bir krallık kurmuşlardır. Merkezi, Polatlı yakınındaki Gordion olan bu krallığın, güçlü bir siyasi yapısı olduğu görülmektedir. Bu tarihlerde kurulan Pessinus (Ballıhisar), Midaeum (Karahöyük), Dorylaeum (Eskişehir), Yazılıkaya (Midas) şehri gibi Frig şehirleri de Eskişehir’in il sınırları içindedir. Frigya tarihinin en bilinen kralları, Gordion ve Midas’tır. Kral Midas, Frigya İmparatorluğu’nu kurmuş ancak bu imparatorluk kısa ömürlü olmuştur. (M.Ö. 725-675)

Kafkasya üstünden gelen Kimmerler, 7. yüzyılın ilk yarısında, Frigya egemenliğine son vermiştir. Frig Çağı’ndaki bu şehirler, Kimmer istilaları sırasında yakılıp yıkıldıktan sonra, gücünü arttırmış olan Lidya Kralı Kroizos’un egemenliği altına girmiştir. Tarihçilere göre Midas, Kimmer akınına karşı koyamadığı için kendini öldürmüştür (M.Ö. 546-333).

Büyük İskender’in, Anadolu’ya girdikten sonra, Gronikos Savaşı’nda (M.Ö. 334) zafer kazanmasıyla, Frigya bu kez de Büyük İskender’in egemenliği altına girdi. İskender, önce Pessinus ve Gordion’u ele geçirdi. Aynı zamanda Frigya’ya Helenizm Çağı ve kültürü taşınmış oldu. Bu arada Frigya’ya Grekler yerleştiler. Pessinus’ta yapılan kazılarda Frig Tanrıçası Kibele’ye ithaf edilen mabed, tiyatro ve bir çok mimari yapı ortaya çıkartılmıştır. Frigler’in dini, Anadolu’nun çok eski bir tapımı olan Ana Tanrıça Kibele’ye bağlıdır.

Büyük İskender’in ölümünden sonra Frigya, Galatlar’ın sürekli akınlarına uğramıştır. Ardından Romalıların idaresine geçmiştir. En parlak dönemini ise, Romalıların egemenliği altında olduğu yıllarda yaşamıştır.

Eskişehir’in güneybatısına giderseniz, Midas şehrine, bugünkü adıyla YAZILIKAYA’ya ulaşırsınız. Buradaki kalıntılar, ilginizi ve hayranlığınızı eski medeniyetler üzerine toplayacaktır.

Midas Kenti: Yazılıkaya
Yazılıkaya’nın Eskişehir’e uzaklığı 80 km kadardır. Bu köye, Eskişehir’in güneydoğusundaki Çifteler İlçesi’nden gidilebilir. Buradan ayrılan yol Mecidiye, Bardakçı, Karaağaç ve Kayı üzerinden Yazılıkaya’ya ulaşır. Ayrıca Seyitgazi ve Afyonkarahisar ya da Emirdağ üzerinden de Yazılıkaya’ya gidilebilir.

Yüksekliği 1315 metre olan Yazılıkaya Köyü’nün kuzeyinde Eskişehir, batısında Kütahya, güneyinde Afyonkarahisar ve kuzeydoğusunda Seyitgazi bulunmaktadır. Yeri tam olarak “Frigya Yaylası” üzerindedir. Yüksekliği batıda, bazı yerlerde Türkmen Dağı’na ulaşır. Bu yükselti nedeniyle havası oldukça temizdir ve Frigya devrinde “Phrygia Salutaris” ya da “Sağlıklı Frigya” adıyla anılmıştır.

Yazılıkaya Köyü, Akropol’ün eteğinde kurulmuştur. Köyün üstündeki büyük Midas Anıtı, ilk bakışta göze çarpar. Midas Anıtı özellikle Frigya tarihi bakımından oldukça önemlidir. Ancak 19. yüzyıla değin bu anıttan fazla söz edilmemiştir. İlk olarak, 1800’lü yıllarda buradan geçen İngiliz subayı W.M. Leake tarafından keşfedilmiştir. Eskişehir üstünden Seyitgazi’ye, oradan da Hüsrev Paşa’ya ulaştıklarında, Kayaya oyulmuş, üstü yazılı anıtları gördüğünü belirtmektedir. Daha sonra tekrar gelerek anıtların üzerindeki yazıtları inceler ve yazıtlarda “Midas” adını gördüğü için anıta “Midas’ın Mezarı” adını verir. Bu gezi notlarını W. Leake 1824 yılında yayınlar. Onun ardından Charles Texier bölgeye gelerek üç kaya yüzeyini ve yazıtları kopya ederek, bu konudaki ilk gerçeğe uygun bilgileri yayınlar. 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra Anadolu’daki arkeolojik anıtlar üzerinde yapılan incelemeler artar. 1886 ve 1893 yılları arasında bu bölgeye gelmiş olan arkeolog Radet, Midas anıtının hemen altındaki yere Yazılıkaya Köyü’nün kurulmuş olduğunu bulur.

Bugün de görüleceği gibi Yazılıkaya Köyü’nün hemen üstünde antik şehir Akropol’ün kuzeydoğu cephesinde, püskürük bir kaya üzerinde Midas Anıtı, Akropol’ü çevreleyen sur duvarları, yeraltı merdivenleri, mezarlar, sunaklar, bitmemiş anıt ve çeşme bulunur.

Midas Anıtı tüf üstüne oyulmuş, yaklaşık 400 m2’lik bir alanı kapsayan dikdörtgen şeklinde Frig sanatının özelliklerini taşıyan, geometrik meandr motifleriyle süslü bir yüzeydir.

Anıt, fazla tahrip olmadan günümüze kadar gelmiştir, ancak anıtın alınlık bölümünde yaklaşık 2 m. genişliğinde bir çatlak bulunmaktadır. Anıtın ortasında yüzeyin mihveri üzerinde 5.5 metre genişliğinde ve 1,44 m. derinliğinde bir girinti (niş) yer alır. Anıtın ortasındaki bu girintiden dolayı bir mezar anıtı olduğu düşünülmüştür. Ancak bir mezar olacak büyüklükte de değildir. Midas Anıtı, Frigya’daki diğer kaya anıtları gibi, Kibele (Ana Tanrıça) heykeli koymak amacıyla yapılmıştır. Prof. A. Gabriel burada büyük bir olasılıkla bronz bir heykel bulunduğunu ve bunun yine metal tutturucularla kayaya tespit edilmiş olduğunu ileri sürer. Daha sonraki çağlarda (Hristiyanlık Çağı’nda) bu heykel çalınmış ve şimdiye kadar izine rastlanmamıştır. Anıtın üzerinde henüz çözülmemiş üç yazıt bulunur.

Yazılıkaya üzerindeki Frig yazısı, M.Ö. 6. yüzyılda Örekliler tarafından terk edilen eski Arkaik Grek yazısını andırmaktadır

ORTA ÇAĞ DÖNEMİ

M.S. 395 yılında Roma’nın ikiye bölünmesiyle, Frigya, Bizans toprakları bölümünde kalmıştır. Eskişehir ve çevresindeki şehirler, bu dönemde eski önemlerini yitirmişlerdir. Sadece Pressinus ticaret yolu üzerinde bulunan Dorlion Kaplıcaları varlıklarını sürdürebilmiştir. Bizans topraklarını istila eden Arap orduları , Eskişehir yakınlarına kadar gelmişlerdir. 708 yılında Abbas Bin Velid ve 778 yılında Masan Bin Kataba burayı işgal etmiştir.

7. yy.’ın sonundan, 10. yy.’ın sonuna dek 300 yıl süren Bizans-Arap Savaşları bazı efsane ve destanların doğmasına neden olmuştur. Bunlardan en önemlisi Seyit Battal Gazi Destanı’dır. Seyit Battal Gazi Destanı’nın Bizanslılarca uyarlanmış şekli “Digenis Akritas”destanıdır.

Efsaneye göre Seyit Battal Gazi, Abbasi Halifeleri Mutasım ve Vathig zamanında yaşamıştır. Fakat dünyaya geleceği, Hz. Muhammed’e ölümünden önce Cebrail tarafından haber verilmiştir. Bu yüzden peygamberin bir adamı mağarada saklanarak 200 yıl bekler. Peygamberin sözünü yerine getirir ve Seyit Gazi’nin atı Aşkar Divzade’yi kendisine verir.

Başka bir efsaneye göre: Seyit Gazi’nin babası Malatya Sultanı’nın ordusunda kumandandır. Rumlar’a karşı yaptığı bir savaşta ölür. Seyit Battal on üç yaşına geldiğinde bütün İslam bilimlerini öğrenmiştir. Kılıç kullanmakta ve ata binmekte üstüne yoktur. Babasının intikamını almak üzere yola çıkar ve yirmi dört saat içinde düşman ordusunun kumandanını, kardeşini ve belli başlı on dört kumandanı daha öldürür. Hint’ten, Mağrib’e, zaferden zafere koşar ve yedi deniz ötesine kadar adı korku saçar.

Tanrı ona aynı zamanda doğa üstü güçler vermişti. Öyle bir sesi vardı ki, savaş meydanında bir kükredi mi yetmiş iki bin kâfir darmadağın olurdu.

Bir rivayete göre bir Rum Kalesi ‘nin kumandanının kızı, Seyit Battal’a aşıktır. Bu kalenin kuşatılması sırasında bir gün Battal kırda uyurken, kumandanın kızı kaleden bakar ve babasına imparator tarafından gönderilen yardımı görür. Seyit Battal’ı uyandırmak üzere kâğıda birkaç satır yazar, bir taşa sarıp atar. Bu küçücük taş, kahramanın tam kalbine rastlar ve onu hemen öldürür. Bu kazada Allah’ın iradesi kendini göstermiştir. Yoksa bu kadar olağanüstü güçleri olan bir kahramanın, hiçbir düşman tarafından yenilmesi mümkün değildir.

Antik Çağ’da Nakoleia adıyla anılan Seyitgazi, o dönemde önemli bir kent durumundadır. Ancak Hristiyanlık Çağı’nda, kent eski gücünü yitirir ve Synnada Metropollüğü’ne bağlanır. 198 yılında ise tekrar “Metropollüğe” yükselir. 9. yy/dan sonra artık Nepoleia adına rastlanmaz. Bu arada Bizans eyaletlerine yayılan Selçuklular, 1074 yılında Frigya sınırına kadar gelirler. Daha sonra arka arkaya gelen akınlar nedeniyle Napoleia önemini kaybeder. Haçlıların 1079’da Napoliea üstünden, Anadolu’nun içlerine kadar girdikleri rivayet edilir.

1071 Malazgirt Meydan Muharebesi’nden sonra doğudan gelen Türkler, 1074 yılında Eskişehir’i alırlar. Şehrin alınmasının ardından, doğudan gelen Türk boylarını durdurmak isteyen Manuel Kommenos, bunda başarılı olamayınca batıya doğru çekilmek durumunda kalır. Alparslan ve I. Kılıçarslan zamanında Eskişehir, Haçlı Orduları’nın geçiş yeri olmuştur. Eskişehir il merkezinde, bu çağa ait fazla bir eser yoktur

YENİ VE YAKINÇAĞ DÖNEMİ

skişehir yöresi, Osmanlı İmparatorluğu’nun beşiği ve doğu seferleri yolu üstündeki önemli merkezlerinden biridir. Ertuğrul Gazi’nin ölümünün ardından, yerine oğlu Osman Bey geçer. Osman Bey, uçbeyi olduktan kısa bir süre sonra kuvvetlenerek 1298 yılında, önce Eskişehir’i, sonra İnönü, Seyitgazi ve Sivrihisar’ı topraklarına katar. Osman Bey’in Ahi Reisleri’ nden Şeyh Edebali’nin kızı Malhatun ile evlenmesiyle, Eskişehir ve çevresi daha da kuvvetlenir. Osman Bey sağlığında fethetmiş olduğu toprakları yakınlarına bölüştürür. Buna göre, Eskişehir’i kardeşi Gündüzalp’in idaresine bırakır. Son araştırmalar; Sultan-Öyüğü İnönü yöresinin Osmanlı alanının dışında, Germiyanlar’a ait olduğunu göstermektedir.

14. yy. ‘da, Orhan Bey döneminin sonlarına doğru, Sultanönü, Karamanoğulları’ nın eline geçer. Orhan Bey’in oğlu I. Murat döneminde de burası, iki güç arasında sorun oluşturmaktadır. I.Murat tahta çıktığı zaman, Rumeli’ye bir sefer düzenlemeye karar verir. Bunu fırsat bilen Karamanoğulları; Varsaklar, Turgutlar, Türkmen Beyleri ve Sivas Bey’i ile I. Murat’a karşı birleşirler. Bunu öğrenen Sultan hemen Anadolu’ya döner. Onları yenerek Ankara’yı ele geçirir. Bu seferden dönerken de Sultanönü’nü 1363 yılında Karamanoğulları’nın elinden alır. Osmanlı sınırları, Karamanoğulları topraklarına, güneyde, Hamitoğulları Beyliği’nin kuzeyine dayanır. 1381 yılında Germiyan Beyi’nin kızı Devlet Hatun’un Şehzade Bayezit’le evlenmesiyle, Germiyan Beyliği topraklarının kuzeybatısı Osmanlılar’ın eline geçer.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında, özellikle savaşlarla ilgili eldeki kayıtlarda. Seyitgazi veya Sivrihisar’ın adına pek rastlanmamaktadır. Bunun nedeni, ilk yıllarda fetihlerin kuzey-batıya, Bizans’a doğru olmasındandır. Seyitgazi adı bu dönemde, sadece önemli bir Bektaşilik merkezi olarak anılmaktadır.

Sivrihisar ise, 14. yy.’ın ilk yarısında Karamanoğulları Beyliği’nin sınırları içindedir. I. Murat’ın Ankara seferinden sonra Osmanlı topraklarına katılmıştır.

1402 yılında Ankara Savaşı sırasın-da,Sultan Yıldırım Bayezit’in Timur Han’a yenilmesi üzerine Osmanlı egemenliğini yok etmek isteyen Timur, beylikleri yeniden güçlendirmek için diğer bir çok yer ile birlikte Sivrihisar’ı Karamanoğulları’na verir. Bir süre Timur’un karargâhını Sivrihisar’da kurduğu da söylenir. Yıldırım Bayezit’in ölümünden sonra Sivrihisar, yeniden Osmanlı egemenliğine geçer.

15. yy.’ın sonunda, II. Bayezit ile Cem Sultan arasındaki mücadele Eskişehir, yani Sultanönü yöresinde önemli olaylara neden olmuştur. 1481 yılında Bursa’ya giren Cem Sultan, orada II. Bayezit’in üzerine gönderdiği Ayaş Paşa’nın ordusunu bozguna uğratır. Bunun üzerine II. Bayezit, Bursa üzerine yürür ve Cem Sultan’ı yener. Cem Sultan önce Eskişehir’e, sonra Konya’ya kaçar. 1482 yılında Mısır’a gider.

16. yy.’ın Kanuni Döneminde, Eskişehir’in konumu dolayısıyla önem kazandığını görmekteyiz. 16. yy/da, Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüze kalan, ilginç bir belge bulunmaktadır. Bu belge,Kanuni Sultan Süleyman’ın İran Seferi’ne katılmış olan Matrakçı Nasuh’un pek çok yerleşim yerinin, resmini minyatür sanatını kullanarak yapmış olduğu, resim kitabıdır.

O çağlarda geometri, matematik, tarih, ordu, savaş taktikleri ve becerileri “MATRAK” adıyla anılırdı. Somut olarak günümüze kalan eserleri; iki matematik, altı tarih ve biri çeviri olmak üzere savaş-ordu hakkındaki kitaplardır. Kitaplarında anlattığı Osmanlı Ordusu ve savaş stratejilerinin yanı sıra, tanıtıcı bazı minyatür resimler de yer almaktadır.

Fatih’in ilk zamanlarına Kadar Eskişehir, Ankara Beyliği’ne bağlı bir sancak ve 1451-1831 yılları arasında Kütahya Beylerbeyliği’ne bağlı bir sancaktır. 1831-1841 yılları arasında da ” Miralaylarla” idare edilen Eskişehir, 1841 yılında “Hüdavendigâr” (Bursa) eyaletine bağlanan bir şehir olmuştur. Eskişehir ancak 1925 yılında il olarak kendi kimliğini kazanmıştır.

Yakınçağda Eskişehir, özellikle demiryolunun, ekonomisinde yarattığı canlılığı yaşamaya başlamıştır. Tarım ürünlerini ve diğer hammaddeleri kolaylıkla taşıma olanağı doğmuştur. Ayrıca demiryolu yapımıyla başlayan endüstri etkinliği, burada yeni iş alanları yaratmıştır. Eskişehir’in 20. yy. başlarında, göçlerle nüfusu oldukça artmış, kentin görünümü ve toplumsal yapısı değişikliğe uğramıştır. 1905 yılında, Aşağı Mahalle’de çıkan büyük bir yangın sonucu, çarşı ve çevresi yanmış, şehir yeniden düzenlenmek durumunda kalmıştır

CUMHURİYET DÖNEMİ

Eskişehir, Milli Mücadele yıllarında, uzun süre gündemde kalan bir şehir olmuştur. İstanbul’u Anadolu’ya bağlayan demiryolu üzerindeki stratejik konumu, iç çalışmalardaki rolü, Anadolu’yu istila etmiş olan Yunan Ordusu’nun Orta Anadolu’ya geçişinin eşiğini oluşturması ve yeni devletin kuruluşuna katkılarıyla önem kazanmıştır.

Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında toplanan Sivas Kongresi’ne (4 Eylül 1919) Eskişehir’den; Siyahizade Halil İbrahim Efendi, Bayraktarzade Hüseyin Bey ve Hüsrev Sami Bey katılır.

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, Eskişehir’de toplantı yapmaya karar verirler. Ancak Eskişehir-Ankara tren yolunun işletilmesinin itilaf devletlerince yasaklanmasından dolayı toplantı Ankara’da yapılır.Atatürk, ünlü Nutku’nda, Kurtuluş Savaşı sırasında Eskişehir’e 520 kişilik bir İngiliz taburuyla, 100 kişilik bir başka müfrezenin gönderildiğinden söz eder. Bu kuvvetler Eskişehir’de İstasyon çevresine yerleşirler.

15 Mayıs 1919’da İzmir’e, çıkan Yunanlılar, kısa süre içinde Menderes, Salihli, Akhisar ve Ayvalık’a kadar uzanan bir hat üzerinde ilerlediler. Yunan kuvvetleri ayrıca, İstanbul’daki İngiliz Generali Milne ve kuvvetleri tarafından desteklenmekteydi. İngiliz Generali Milne, görünüşte iki tarafa da saldırıyı yasaklamıştı. Ancak Yunanlılar, 22 Haziran 1920’de saldırıya geçerek Bursa, Uşak, Alaşehir ve Nazilli’yi aldılar.

1921 yılında Eskişehir’e 40 km uzaklıktaki İnönü’de, Birinci ve İkinci İnönü Muharebeleri yapıldı. Stratejik konumu bakımından önem taşıyan Eskişehir’in, Yunanlılar tarafından elde tutulması son derece önemliydi.. Bu yüzden Türk-Yunan Savaşlarının beş muharebesinin üçü, Birinci İnönü, İkinci İnönü ve Kütahya-Eskişehir Muharebeleri, Eskişehir ‘de gerçekleşmiştir.

Eskişehir-Kütahya Savaşları sonunda Türk Ordusu Sakarya’nın doğusuna çekilir. 23 Ağustos 1921’de Yunanlılar yeniden saldırır. 30 Ağustos 1921’de ise düşman ordusu, en ağır yenilgiyi alarak geri çekilmeye başlar. 2 Eylül 1922 günü, Seyitgazi yönünden gelen Türk Süvarileri Tekkeönü’nden Eskişehir’e inerler ve düşman kuvvetlerini Eskişehir’den çıkartırlar. Cumhuriyet Dönemi’nden önce, Lozan Konferansı görüşmelerinin ilk bölümünün kesilmesinden sonra, İsmet Paşa ve heyeti, Mustafa Kemal Paşa’yla Eskişehir’de bir araya gelir. Daha sonra Mustafa Kemal Paşa, Cumhuriyet’in ilanının ardından çıktığı yurt gezilerinde trenle Eskişehir’e gelir. Halk tarafından büyük bir coşkuyla karşılanır. 6 Ağustos 1929’da yine Eskişehir’e gelen Atatürk, Eskişehir Garı’nda kendisini karşılayan Temyiz Mahkemesi üyeleri ve gazetecilerle görüşerek, demeç verir. 16 Ocak 1933’teki yurt gezisinde, Eskişehir’i gezer, lisede derslere girer ve Halkevi’nde görüşmeler yapar. 21 Haziran 1934’te, beraberinde İran Şahı Rıza Pehlevi’yle Eskişehir’e gelerek, “Atatürk Havaalanı”nı gezer ve hava manevralarını izler.

8 Haziran 1936, 6 Ocak 1937, 4 Haziran 1937 ve 20 Kasım 1937 tarihinde de trenle Eskişehir’e gelerek, garda ve şehirde görüşmeler yapar. Atatürk Eskişehir’e son olarak, 21 Ocak 1938 tarihinde gelir. Kendisini karşılayanlarla garda üç saat görüşür. Bu arada, daha önce isteği üzerine Eskişehir’e getirilmiş olan “Kalabak” suyuna, “Atatürk Suyu” adının verilmek istendiğini duyunca, şöyle der: “Tabiatın vermiş olduğu bir nimetin sahibi olmak isteği ve iddiasında hiçbir zaman olmadım.”

Atatürk yurt gezilerinde İstanbul’dan sonra en çok Eskişehir’e gelmiş, her gelişinde Eskişehirliler’in sorunlarını sormuş, görüşmeler yapmıştır.

Atatürk’ün Eskişehir’e geliş tarihleri sırasıyla şöyledir.
1. 21 Haziran 1920 – 22 Haziran 1920
2. 28 Temmuz 1920
3. 27 Ağustos 1920 – 28 Ağustos 1920
4. 4 Aralık 1920 – 5 Aralık 1920
5. 11 Şubat 1921 – 13 Şubat 1921
6. 2 Mayıs 1921 -3 Mayıs 1921
7. 15 Ocak 1923
8. 19 Şubat 1923 – 20 Şubat 1923
9. 24 Mart 1924
10. 30 Ağustos 1924
11. 21 Eylül 1925
12. 5-6 Ağustos 1929
13. 20-21 Temmuz 1931
14. 16 Ocak 1933
15. 16 Nisan 1934
16. 21 Haziran 1934
17. 8 Haziran 1936
18. 6 Ocak 1937
19. 9 Ocak 1937
20. 4 Haziran 1937
21. 20 Kasım 1937
22. 20 Ocak 1938 (Kalabak s.)

Eskişehir, savaştan sonra yeniden kurulur ve savaş kalıntılarının arasından yeni bir şehir yaratılır. İşgal günlerinin ardından, ilk olarak ekonomi alanında düzenlemeler yapılır. 31 Aralık 1925 tarihinde “Zahire Borsası” ve “Eskişehir Ticaret Borsası” kurulur. 1894 yılında çalışmaya başlayan ve nitelikli işçi yetiştirilmesine ön ayak olan “Lokomotif ve Vagon Tamir Atölyesi” ve buna bağlı “Çırak Okulu” çalışmalarını sürdürür. Bunlara ek olarak 1926 yılında, “Uçak Bakım Atölyesi” kurulur. Bu kuruluşlar, Eskişehirliler’e yeni iş imkânları yaratır. Cer ve tamir atölyeleri, 1924 yılında T.C.D.D İşletmesi’ne devredilir. 1918 yılında ise “Eskişehir Çiftçi Bankası” kurulmuştur.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında endüstriye, tarıma ve doğal kaynak araştırmalarına hız verildi. Bu yıllarda un, tuğla, kiremit, kereste endüstrileriyle ilgili araştırmalara da başlandı. 1927 yılında Eskişehir’de, “Kurt Kiremit Fabrikası” ve “Arslan Kiremit Fabrikası” kuruldu. Bu iki fabrikanın başarısı bu bölgede kısa zaman içinde başka fabrikaların da açılmasını sağladı.

1927’deki ilk hamleden sonra, Eskişehir’de çanak-çömlek endüstrisi hızla gelişti. Bugün on iki modern kuruluş ve Eskişehir Ticaret Odası üyelerinin bir kısmı kiremit, tuğla ve sıcak tuğla üretimine destek vermektedirler. Türkiye’de talep edilen çanak-çömleğin büyük bir bölümü Eskişehir’den karşılanmakta ve bir kısmı da ihraç edilmektedir. Bu endüstrinin gelişimi, 1953 yılında kurulan Çimento Fabrikası’nın banka kredi desteği ile sürdürülmüştür. Bunun yanısıra 1965 yılında kurulan “Eston A.Ş.”, prefabrik yapı sektöründe önemli hizmetler vermektedir. Anadolu’da yapılan porselen ve seramikler, Eskişehir’in yanısıra Bursa, Kütahya ve Bilecik’te de gelişen bir endüstri kolu olmuştur.

Eskişehir her zaman tahıl üretiminde ilk sırayı alan illerden biridir. Ekmek yapımına uygun olan ak buğday ve biracılıkta kullanılan arpa, bu yörede yetiştirilir. Ayrıca 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, Rus Çarlığı’nın yıkılmasından sonra Kırım ve Orta Asya’dan gelen Tatarlar, tarım alanındaki gelişmelere büyük katkıda bulunmuşlardır. Eskişehir’de Şeker Fabrikası’nın kurulmasında önce şeker pancarı üretimi yapılmamasına rağmen, 1933 yılından itibaren şeker pancarı üretiminin sulu tarımda önemli bir yeri olmuş ve köylerin girdileri artmıştır.

1940 yılında Eskişehir, Türkiye’nin altıncı büyük ilidir. Artan nüfusla birlikte, konut yapımında büyük bir artış görülmektedir. Kent merkezi sürekli olarak kuzeye doğru genişlemektedir. Doğuda Şeker Mahallesi ve Yeni Mahalle, bu dönemde kurulmuştur. Odunpazarı ve Yukarı Mahalle, artık bir merkez olmaktan çıkmıştır. Aşağı Mahalle’de, Hamam Caddesi’nin iki yanında, Porsuk boyunca uzanan kavak ve söğüt ağaçlarının arka kısmında Bahçelievler bulunmaktadır. Bu dönemde Köprübaşı Caddesi seçkin bir yer olmuş, yeni iş yerleri açılmıştır. Kentin eğlence ve gezinti yerleri, Yalaman Adası ve Suboyu’dur.

1940’larda Eskişehir’de endüstriyel gelişmelere teknoloji de eklenmiştir.29 Ekim 1961 tarihinde. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıldönümü kutlamaları için Eskişehir’e gelmesinin planlanması üzerine, bu tarihte ilk otomobil Cumhurbaşkanı için üretildi ve sunuldu.

Önce arabanın gövdesini oluşturan parçalar, sonra gövde ve diğer bölümler, buradaki atölyelerde imal edildi. Metal levhalarla gövdesine şekil verildi. Üzerinde günlerce çalışıldı ve ortaya yepyeni bir otomobil çıktı. Bu otomobile “Devrim” adı verildi. Devrim, ilk gösteriminde (29 Ekim 1961) Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tarafından kullanıldı.

Devrim; otomobil üretiminde ilk tecrübe, ilk adımdı. Bu, görünüşte sembolik bir işti. Ancak olanaklar dahilinde, Türkiye’nin endüstri sektöründe neler yapılabileceğinin bir göstergesi olmuştur. Bu ilk adımdan birkaç yıl sonra, “Anadol” adı verilen otomobilin üretimine başlandı.

29 Ekim 1961 tarihli gazetelerde şu başlıklar yer almaktaydı: “İlk Türk otomobili Devrim, yola çıktı ve yirmi adım sonra durdu”.

Bu başlığı, ilk geziyi yapan Cumhurbaşkanı Cemal Gürselin sözleri izliyordu:

“Türk araba yapar ama, benzini koymayı unutur.”

Devrim, bugün artık sessiz sedasız duruyor. Ancak Eskişehir sanayii, ilerlemesini durmadan sürdürüyor

MİLLİ MÜCADELEDE ESKİŞEHİR

Osmanlı imparatorluğu Birinci Cihan Savaşında yenilince ihtilâf devletleriyle 30 Ekim 1918 tarihinde Mondoros mütarekesini imzaladı. Bu mütarekenin yedinci maddesine dayanan ingilizler, emniyetlerinin tehdit edildiğini ileri sürerek, diledikleri stratejik bölgeleri ve tren güzergâhlarını işgal ettiler. Tren yollarına el koydular. Haydarpaşa’dan itibaren İzmit, Eskişehir, ve Ankara istasyonlarını İngilizler idarelerine aldılar. Eskişehir’e bir takım Iskoçyalı askerleri yerleştirdiler. Ankara istasyonuna da Misler Vi-tol ve yüzbaşı Forbin kumandasında iki bölük İskoç askeri yerleştirdiler. Fransızlar da binbaşı Buazo kumandasında bir müfreze gönderdiler. Bu iki önemli şehir işgal edilmişti. Her iki vilâyetin valileri de padişahın adamları idi. 1920 yılında Ankara yirminci kolordu kumandanlığına tâyin edilen Ali Fuat Paşa (Cebesoy) derhal nizami bir alay teşkiline muvaffak oldu. Atatürk, 27 Aralık 1919 tarihinde savaştan Ankaraya geldi. Atatürk Ankara’dan Eskişehir’e giderek, İstanbul Mebusan Meclisi’ne gider, mebuslarla temas edecekti. Kendisiyle görüşen Ankara Müftüsü Rifat Börekçi, Paşaya :
“- Paşam Eskişehire gitmeyin, orada ingiliz kuvvetleri var. Belki sizi tevkif edebilirler. Biz Ankaralılar sizi bağrımıza basmaya and içdik…” Dedi. Atatürk Eskişehire gitmekten vazgeçti. Ankara’da kaldı. Heyeti temsiliye karargâhı Ankara oldu. Bu sıralarda Ingilizler 16 Mart 1920 de resmen Istanbul’u işgal ettiler. Şehzadebaşı karakolunu basıp altı askerimizi şehit, onbeş askerimizi de yaraladılar. Bu olay üzerine İngilizler bir gece gizlice Ankara’yı terk edip, Eskişehir’e çekildiler. Atatürk Türkiye Büyük Millet Meclisini açmak teşebbüsüne girişti.
Bu olaylar Ankara’da olurken. Eskişehir İngilizlerin işgalinde idi. Bu tren kavşağını ellerinde tutuyorlardı. Yirminci kolordu komutanı Ali Fuat Paşa Atatürk’ü Seymen alayı ile tezahüratla kabul edince, İstanbul hükümeti Ali Fuat Paşa’yı vazifesinden azat edip, kendisini de idama mahkûm, ettikten sonra, yerine Kiraz Hamdi Paşa’yı yirminci kolordu komutanı tayin etti. Kiraz Hamdi paşa Eskişehire geldi, ingilizlerle işbirliği etti. Sonradan Kıiraz Hamdi paça Ankarada idam edildi. Eskişehir Mutasarrıfı da Serez’i Hilmi Bey idi. Eskişehir halkı bundan nefret ediyordu. Mutasarrıf Hilmi halkın dileklerini yerine getirmiyordu. Bir Kuvayı Müliyeci gelerek tabanca ile Mutasarrıf Hilmi’yi öldürdü. Eskişehir’in içi kaynıyordu, İngilizlere mektuplar göndererek şehri terk etmeleri isteniyordu. Bir taburdan fazla İngiliz askeri ile Kıbrıslı türklerden askere alınmış Lejyon askerleri de aralarında vardı. Kemal adında birisi de tercümanlık etmekte idi.

1920 yılında Eskişehir Belediye Reisi’ni Avukat Takyeddin Beydi. Bilgili ve vatansever bir insandı. Şeyh Şunusi Eskişehir’e uğradığı zaman, bu zatın evinde kalmıştı. Muhasebeci Sabri bey ve Takyeddin beyler, Kuvayi Milliye’ye hizmet ediyorlardı. Bu hali gören Kiraz Hamdi Paşa Istanbul’a kaçtı.
Yeşil efendi Müdafaai Hukuk Cemiyetini kurdu. Eskişehirli Emim Sazak, Osman Işık beyler de bu cemiyete girdiler. Eskişehir zenginleri kese kese altınlarımı bu cemiyete senet almadan, gönül rızasiyle teslim ettiler. Bu paraları vatan kurtuluşuna terk ettiler. Bu cemiyet, kuvayi milliyeye girenlere otuzar lira verdi. Silâh ve at temim etti. Bir gün bu milis çeteler, şehirde nümayiş yaptılar. Hepsi’nin kıyafetleri pek garipti, çeşitli silâhlar ve külahlar giymişlerdi. Mahalleler arasında dolaştılar, ingilizleri tehdit, Türklerin de, maneviyatlarını yükselttiler.

Bir müddet sonra, Kafkasya’dan Kızıl Ordu’nun gelmekte olduğu haberi yayıldı. Erzurum’a geldiler, bir müddet sonra Ankara’ya geldiler, havadisi duyuldu. Nihayet bir sabah, Eskişehir sokaklarında, başlarında kalpak, üzerinde kırmızı elbiseler göğüslerinde iki sıra fişek ve ellerinde mavzer, kızıl ordu askerleri caddelerden geçtiler. Çok görünmek için, bir geçtikleri yerden, tekrar tekrar, geçtiler. Sonradan bir yoldaşlar çetesi kuruldu. Bunların parolası bir ekmeğin yarısı senin, yarını benimdi. Yunanlı’lar Miler hattını açmışlar, Balıkesir ve Bursa üzerine harekâta hazırlanmışlardı. Bunlarla, Aydın efeleri ve Salihli’de Çerkez Etem kuvvetleri çarpışıyordu.
Eskişehir’den İngilizleri atmak lâzımdı. Bu ödevi üzerine Ali Fuat paşa (Cebesoy) aldı. 24. tümenin, 189 uncu piyade alayını, bir de 24 üncü tümenin kudretli dağ taburunu alarak 1920 yılında Eskişehir’de göründü. Aynı zamanda Ankara’da efelerden bir çete de Eskişehir’e hareket etti.
Bu kuvvetler, Eskişehirin tepelerini tuttular. Ali Fuat Paşa topçu kuvvetini çok göstermek maksadıyla, soba borularını tepelere yerleştirdi. Uzaktan bütün tepelerin toplarla dolu olduğu zannedildi. Eskişehirin vatansever evlatları sevinç içinde kaldı.

Halka :
– Yeşil ordu geldi, diye bir haber yayıldı, İngilizler Yeşil Ordunun geldiğini zannettiler. Çünkü bütün tepeler topla dolmuştu. Hiç bir mukavemet göstermeden, bütün kuvvetlerini Eskişehir’den çektiler. Ertesi gün 189 uncu alay, Eskişehir’e girdi. Halk sevinç gözyaşlarıyla Millî kuvveti alkışladı. Yeni bir vali tâyin edildi. Derhal gençler Kuvayi Milliyeye girdiler.

İngilizler Eskişehir’den kaçarlarken, Geyve köprüsünü attılar. Eskişehire Yarbay Akif Bey mevki komutanı tâyin olundu.
Hacı Hüseyin bey de Emniyet müdürü oldu.

Bu sıralarda Çolak İsmail Hakkı bey Kütahya’da bir alay teşkil etti. Ayrıca teğmen Halil Nuri Yurdakul’da Eskişehir’de bir Mehter takımı kurdu. Bir müze açtı. Aynı zamanda (Azmi Millî) adlı bir müfreze meydana getirdi. Bayrağına (Müslümanlar beklediğiniz kıyamet bu günlerdir, birlesiniz kurtuluruz. 2 Temmuz 1920) yazılı idi. Gençler bu müfrezeye yazıldılar. Ayrıca Kuşcubaşı Eşref Bey de bir kuvvet kurdu.

Ali Fuat paşa (Garp cephesi) komutanı tayin olundu. Ali Fuat Paşa kuvvetleriyle Geyve boğazı tepelerini tutarak, İngiliz, Rum çeteleriyle savaşa girişti. Bu sırada Albay Mahmut beyi çerkezler Düzce’de şehit ettiler. Düşmanlara karşı hareket başlayınca, Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) Eskişehir’e gelip cepheyi inceledi. Atatürk istasyonda bulunan bir binada kaldı.

 

 

Kuvayi milliyenin en büyük kuvveti “Kuvayi Seyyare” adıyla Çerkeş Ethem’in idaresinde bulunmaktaydı. Ethem sık sık Eskişehir’e geliyordu. Ethem Düzce, Yozgat isyanlarını bastırınca şımardı. Emir dinlemez oldu. Memleketi nizami orduların değil, bir halk teşkilâtı olan Kuvayi Milliyenin kurtarabileceğime inandı. Bunu Sovyet Rusya da istiyordu. Bu emelini yerine getirmek isteyen Çerkes Ethem muharrirlerden Arif Oruc’a “Yeni Dünya” gazetesini çıkarttı. Gazetenin adı Yeni Dünya Seyyare idi. Gazete Eskişehir Tahıl pazarında Tahir Beyin matbasında basılıyordu, yazarları Celâl, Alâaddin idi. Yeşil ordu cemiyetinin organı idi. Komünizm ihtilâlini tutuyordu. Bu zamanlar Ankarada “Türkiye Komünist Partisi” ve “Halk Istirakiyyun” partileri kurulmuştu. Bir de yeşil ordu cemiyeti vardı. Yeşil ordu Kızıl Ordu’ya mukabele edemedi. Fakat Atatürk hepsini kapattı. Yeni dünya gazetesinin makineleri Ankara’ya nakledildi ve Hakimiyeti Milliye gazetesine verildi. Garp cephesi komutanlığına Albay İsmet Bey tayin edilince, Çerkeş Ethem isyan ederek, Yunanlılar tarafına geçti. Yunanlılarla, Birinci, ikinci inönü savaşları oldu. Bundan sonra Yunanlılar ordumuzu Kütahya’da bozdu. Türk orduları Sakarya hattına çekildi. Fakat Yunanlılar 1921 tarihinde Eskişehir’i işgal ettiler. Kral Kostantin Eskişehir’e geldi.

Eskişehir büyük zafere kadar işgal altında kaldı. Büyük zaferden sonra Eskişehiri yakarak kaçtılar.

Milli mücadele yıllarının bir faaliyet merkezi olan Eskişehir, milli tarihimizde yeri büyüktür. Vatani ödevini hakkıyla yerine getirmişlerdir. Şimdi gelişmiş büyük şehirlerimizden biri olmuştur.

Eskişehir’in Tarihi Yerleri

Yazılıkaya Frig Vadisi

eskişehir frig vadisi yazılıkaya

Dağlık Frigya Bölgesi içinde kalan Yazılıkaya Frig Vadisi, bugün Seyitgazi ve Han İlçeleri sınırları içindedir. Vadi, Arkeolojik Sit alanı ve egzotik görünümlü tüm çevresi ile Doğal Sit Alanı olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

Yazılıkaya Frig Vadisi, Prehistorik Çağlardan günümüze kadar iskan görmüştür. Arkeolojik çalışmalar ve tarihi kaynaklar, tarihin çok eskilere, Paleolitik Çağ’ a değin uzandığını ortaya koymaktadır. Vadi M.Ö. 3 binde Erken Tunç çağı yerleşimi, M.Ö. 2 binde Hitit yerleşimi görmüştür, M.Ö. 8 inci yüzyıldan sonra Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu,Osmanlı çağlarına ait anıtsal eserler günümüze kadar ulaşmıştır.

Antik Yazılıkaya Kenti : Bölgemizde önemli yapıtları olan Frigler, dini merkez olarak Antik Yazılıkaya Kentini seçmişlerdir. Yazılıkaya, Eskişehir İli, Han İlçesi, Yazılıkaya Köyündedir. Kayalık bir platform üzerinde olup, Erken Tunç Çağlarında yerleşim görmüştür. Antik şehirde, Hitit Kültürüne ait kendi stilleri ile yaptıkları kaya kabartmaları ele geçmiştir. Hititlerden sonra bir Frig kenti olarak gelişen Yazılıkaya’ da, Frig Kültürüne ait kale duvarları, yerleşim yerleri, kaya kabartmaları, kaya anıtları, su sarnıçları, sunak yerleri, karlıklar, kaya mezarları, basamaklı anıtlar, nişler, antik yollar, tabiat şartlarından etkilenmişlerse de günümüze ulaşabilmişlerdir. Yoğun Frig yazıtlarını bu bölgede görmekteyiz. Roma ve Bizans Çağlarında Frig yapıtları, dini amaçlarla genelde tahrip edilmiş, kaya barınakları ve kaya mezarları ilave edilmiştir. Dünya Kültürel ve Doğal Mirası listesine dahil edilmek üzere aday gösterilmesi uygun görülen Yazılıkaya Ören yerinin Dünyada eşi ve benzeri yoktur.

eskişehir frig vadisi yazılıkaya

Frig Kaya Anıtları (Açık Hava Tapınakları) : Tanrıçalarının çıplak yarlarda olduğuna inanan Frigler; Tapınak cephesi biçiminde işledikleri kayalar önünde dinsel törenlerini yaparlardı.

Bitmemiş Anıt : Antik Yazılıkaya Platformunun batı yamacında, Yazılıkaya Anıtının yaklaşık 200 m. güneybatısında yer almaktadır. Tamamlanmayarak yarım bırakıldığından arkeolojide “Bitmemiş Anıt” olarak adlandırılır. Tamamlanmamış olması bize Frig Kaya Anıtlarının yapımındaki çalışma metotlarını anlamamızı sağlar. Böylelikle anıtların oluşturulan doğal terasta, iskele kurulmadan yapıldıklarını düşünebiliyoruz. Anıtın batıya bakması ayrı bir özellik arz eder. Frig Kaya Anıtlarının özünü teşkil eden niş, bitirilmemiş olmasından dolayı, anıt yüzeyine işlenmemişse de anıtın sol alt kısmına işlenmiştir. Frizinde lotus – palmet motifi bulunmaktadır.

Bitkisel Motifli Anıt (Sümbüllü Anıt – Damalı Anıt) : Antik Yazılıkaya Platformunun doğu yamacında yer alan bu anıtsal niş, stilize bitkisel motifli akroterinden dolayı Arkeolojide “Hyacinth Anıtı”olarak adlandırılır. Anıtsal niş içinde dama motifleriyle dikkati çeker, diğer anıtlardan ayrıcalıklı olarak, üçgen alınlık altında sadece niş olmasıyla sanki niş’in Friglerce ne denli kutsal olduğunu vurgulamak ister.

Küçük Yazılıkaya (Arezastis) Anıtı : Yazılıkaya Köyünün 2 km. kuzeyinde, Yazılıkaya – Çukurca yolunun 100 m. batısındadır. Anıtın üst cephesindeki Frigçe yazıtlardan dolayı Arezastis Anıtı olarak da bilinir. Frig Kaya Anıtlarının tüm özelliklerini taşıyan bu anıt, tam olarak bitirilmemiştir. Tanrıça Kybele’ nin Frigleri gözlediği inancıyla ufak da olsa anıt yüzeyine, muhakkak bir niş yapılmıştır.

eskişehir frig vadisi yazılıkaya

Bahşeyiş Anıtı (Bahşeyiş – Bahşiş Anıtı) : Seyitgazi İlçesi, Kırka Bucağı, Gökbahçe Köyünün hemen yanında ,Kurtkoca Deresi ağzında bulunmaktadır. Üç boyutlu olan Anıt; Frig Kaya Anıtlarının genel özelliklerini taşıması yanında, kapı nişinin ortasında bulunan oyuğun, arkada üçgen alınlığın üstünden aşağı inen bir oyuk ile birleşmesi, “Sıvı Sunak”, “Kült Anıtı” olduğunu anlamamıza yardım eder. Frigler bu anıtı yapmakla; “Kybele” in kendilerine bahşettiği nimetleri tekrar Kybele’ye sunarak, şükran duygularını dile getirmek istemiş olabilirler.

Anıtsal Frig Kaya Mezarı : Antik Yazılıkaya Kentinde, platformun kuzeybatı yamacında, 1970’de tespit edilen Anıtsal Frig Kaya Mezarı, Frig ahşap mimarisini en güzel şekilde temsil etmektedir .Frig mimarisinin iç yapısının en ince detayına kadar işlenmiş olan bu kaya mezarı anakayaya yekpare oyulmuştur, girişi kuzeydendir, yastıklı iki klinesi vardır. 1990 ve 1998’de Eskişehir Müze Müdürlüğünce restore edilmiştir.

Gerdekkaya Mezar Anıtı : Bölge halkının “Kızlar Manastırı” olarak adlandırdığı bu anıt, Seyitgazi, Çukurca Köyünün 500 m. kadar batısındadır. Grek mimarisi içinde Dor Mimari stilinde, iki sütunlu bir tapınak cephesi biçiminde, volkanik tüf kayalığa oyularak, yekpare bir şekilde işlenmiş arcosoliumlu iki mezar odalı anıtsal bir kaya mezarıdır. Dor mimarisinin en ince detayları kayaya işlenmiştir. Hellenistik Çağ’a tarihlenen anıtın üçgen alınlığının altında triglif-metop sıraları bulunmaktadır. 1991 yılında Eskişehir Arkeoloji Müzesi tarafından restore edilmiştir.

Hamamkaya Anıtı : Seyitgazi İlçesi, Çukurca Köyündedir. Mezar kapı nişi altında zor seçilen küçük kabartma figürler vardır. Ancak anıt tahribat görmüştür.

Aslanlı Mabet : Seyitgazi İlçesi, Kümbet Köyü içerisindedir. Frizinde aslanlar olduğu için Aslanlı Mabet olarak bilinir. Mezar odasında “solon” kelimesi okunduğundan “Solon Mezarı” denilmektedir.

Dış cephe ve iç mezar odası tahribata uğramıştır. Frizinde; ortada krater (vazo) ve iki yanında karşılıklı birer aslan figürü kabartma olarak betimlenmiştir. Tepe ve yan akroterleri stilize bitki motifli olup, üçgen çatıyı kaplamaktadır. Giriş tahrip olduğundan, iki yanda bulunan kabartma figürler belirlenememektedir. Hellenistik Çağa ait olmalıdır.

Büyükyayla (Seyircek) Nekropolü : Kırka – Afyon Karayolu üzerinde Büyükyayla Köyü’ nde, ormanlık alanda, Roma ve Bizans çağlarına tarihlenen, ana kayaya oyulmuş oda ve büyük lahit tipi mezarlar bulunmaktadır.

Frig Kaleleri : eskişehir frig vadisi yazılıkayaKaya yüzeyine tapınak cephesi biçiminde işlenen kaya anıtları ve kaya anıt mezarları yanında, askeri soylular sınıfının yaşadığı, kayalıklar üzerine kurulmuş, tahkimli Frig kaleleri bölgemizde yoğunluk kazanmaktadır.

Genellikle bölgeye hakim tepelere kurulan Frig Kalelerinde, örülmüş sur duvarları yanında, doğal kayaya oyulmuş mazgal delikli sur duvarları, kale girişleri, gizli merdivenler önemli geçitler, dinsel amaçlı anıtsal nişler, kaya mezarları, anıtsal basamaklar, kaya anıtları, kaya rölyefleri, sunaklar, sosyal amaçlı sarnıçlar, karlıklar, ahşap mimari izleri ile Frig kaya işçiliğinin bütün detaylarını görebilmekteyiz. Ufak çaptaki kaleler ise haberleşme kuleleri olarak kullanılmış olmalıdır.

Frig Kaleleri, Hellenistik, Roma ve Bizans Çağlarında, orijinal kullanımları yanında, zamanının kültürünü yansıtan değişik tipte kaya mezarları, kaya anıtları ve kaya barınakları ile kayaya oyulmuş irili ufaklı kiliselerin yapılması ile değişikliklere uğramışlardır. Buna rağmen Frig kaya işçiliğinin detaylarını Frig kalelerinde gözleyebiliriz. Seyitgazi, Çukurca Köyünde; Doğanlı Kale, Çukurca-Yazılıkaya arasında sıralanan, Antik Yazılıkaya’ nın kuzeyinde bulunan: Akpara Kale, Gökgöz Kale, Pişmiş Kale, Kocabaş Kale, Seyitgazi Kümbet Köyünde: Kümbet Vadisi, Kümbet Asar Kale ve Berberini Kaya Kilisesi, Körestan Nekropolü, Delik Kaya, Seyitgazi Yapıldak Köyünde:Yapıldak Kale ve İnli Yayla, Seyitgazi Göcenoluk Köyünde: Zahran Yeraltı Şehri ile Eskişehir Merkez Gökçekısık Köyü Gökçekısık Kale, Han İlçesi Akhisar Köyünde; Akhisar Kale, Dübecik Kale, Sivrihisar Zey Köyü’ nde Zeykale, Merkez Uluçayır Köyü’ nde Keskaya önemli Frig Kale ve yerleşimlerindendir.

Yazılıkaya (Midas Anıtı) : Çiftelere 39 km. uzaklıkta bulunan Yazılıkaya, binlerce yıl önce kayalık bir platform üzerine kurulmuştur. 1315 metre yükseklikte, dikdörtgen şeklindeki, Frigya yaylası üzerinde bulunmaktadır.

Frig Kaya Anıtlarının en görkemlisi, bölgenin ve dünyanın önemli, ünik yapılarındandır. Üzerindeki çatlakları ile yıkılma tehlikesi arz eden anıtı kurtarabilmek için bilimsel inceleme ve araştırma yapılmaktadır.

Midas Anıtı’ nın iki ucunda dikdörtgen şeklindeki bir girintinin, dip duvar ve yan duvarı üzerinde, 45 cm.lik harflerle işlenmiş bir yazıttır.

Han Antik Kenti

eskişehir han yeraltı şehri

İl Merkezinin güneydoğusundadır. Çifteler İlçesi üzerinden ve tamamı asfalt olan yoldan 104 km., Seyitgazi İlçesi üzerinden 72 km.dir. İlçe Merkezinde 1992 yılında Eskişehir Müzesi tarafından kazı ve araştırma yapılmıştır. Han yeraltı yerleşimi: Doğal kayalıklarda, yeraltına oyularak yapılmıştır. Yeraltına yapılan kat kat mekanlar ile mekanları birbirine bağlayan koridorlar, en alt seviyede, kuzeyden gelen bir temiz su kanalına bağlanmaktadır.

Yapılan araştırmalarda, bugünkü ilçe merkezinde, kayalıklara oyularak yapılmış gömü ve benzeri mekanların yerleri saptanmıştır. Yeraltı şehrinin yakınındaki mezar odası 1992 yılında Eskişehir Müzesi tarafından temizlenmiştir. Gömü odasının girişi güneydoğudandır. Yeraltına oyularak yapılmış üç odadan oluşmaktadır. Odalarda arcosoliumlu sandukalar bulunmaktadır. Oda duvarının özellikle üst seviyesinde ve tavanda rozet, baklava dilimi, fiyonk, yaprak ve fırıldak motifleri bulunmaktadır. Bu bölgede bilinen tek örnektir. Ayrıca ilçe merkezinde kolosal gömü taşları bulunmaktadır. Kent, Müze Müdürlüğü başkanlığında 1992-1993 yılında kazılmaya başlamış, 2004 yılından bu yana Eskişehir Müze Müdürlüğü Başkanlığında, Anadolu Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi, Yrd. Doç. Dr. A. Oğuz ALP danışmalığında kazılmaktadır.

Midaion / Karahöyük

eskişehir midaion karahöyük

Midaion/Karahöyük Eskişehir İlinin 30 km doğusunda,Alpu ovasına hakim bir alanda kurulan höyük Tunç Çağından Bizans Çağına kadar kesintisiz yerleşim görmüştür. Yerleşim alanı höyüğün eteklerinde yaklaşık 500 m. Çapında bir alana yayılmakta ve kuzey doğu eteklerinde nekdopolle son bulmaktadır. Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü’nün maddi ve manevi destekleri ile Doç.Dr.A.Nejat Bilgen başkanlığında arasında Karahöyük(Midaion) yüzey araştırması yapılmıştır.

Çalışmalar sırasında höyükte kaçak kazı çukurları tespit edilmiştir. Bu çukurların en büyüğünün höyüğün doğu eteklerinde ve höyüğün yanındaki türbenin batısında yer aldığı görülmüştür. Buradaki kaçak çukurda Roma Dönemine ait bir yapının mimari elemanların dağıtıldığı görülmüştür. Höyükte ve çevresinde daha önceki yıllarda yapılan kaçak kazılar sırasında çıkarılan eserlerden; Roma dönemine ait Asklepios Heykeli olarak da tanınan Erkek Portresi Heykeli, iki adet Asklepios heykelciği, steller ve sikkeler Eskişehir Arkeoloji Müzesinde, grifon röliefli ortostat ise Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Phryg kralı Midas adına kurulmuş bir şehir olarak bilinen Midaion/Karahöyük, Eskişehir ilinin en büyük ve ünlü höyüklerinden biridir. Roma ve Bizans döneminde de yazılı belgelere göre bölgenin en büyük yerleşimi olan Midaion’a yerli ve yabancı bilim adamları ve üniversiteler de ilgi göstermektedirler.

Pessinus

eskişehir pessinus

Pessinus Antik Kenti, Eskişehir İli, Sivrihisar İlçesi, Ballıhisar Köyü yerleşimi altındadır. Antik Pessinus kenti, antik Kral Yolu üzerinde olup, ticareti yanında Kybele ve Attis için yapılan ayinleri ile de ün salmıştır. Pessinus, çok eski çağlardan beri Kybele Kültünün en önemli merkezidir. Ana Tanrıça Kybele’nin başında kuleye benzer yüksek bir taç vardır; Bu taç, onun, kentlerin ve tarımsal ürünlerin tek egemeni sayıldığının simgesidir. Aynı zamanda genç kızların da koruyucusudur. Kybele kültünün Frig Krallığının ilk zamanlarına, çok masraflı bir ilk tapınağın yapılmasını hatta şehrin kuruluşunu Frig Kralı Midas’a bağlayan geleneğe rağmen, şehrin kuruluşu daha eski çağlara dayanır. Söz konusu tapınak etrafında bir baş rahip tarafından yönetilen bir “Rahip Prensliği” gelişmiştir. M.Ö.205’ten itibaren I. Attalos’la Pessinus baş rahibinin arasında dostluk bağları kurulmuştur. Sibil kehanetinden sonra M.Ö.205/4 yıllarında Roma’yı Annibal’dan kurtarmak için Palatin’deki zafer tapınağına konulmak üzere Kybele’nin heykelini almak üzere bir Roma heyeti Bergama kralı aracılığı ile Pessinus’a gelmiştir.

Helenistik Çağda (M.Ö.3 yy.) Grek hakimiyeti altına giren Pessinus şehrinin yapı ve planları Yunan anlayışına göre düzenlenir. Mabet tamamen onarılır. Meclis binası, stoa, yollar, kanal ve tiyatro kurulur. Pessinus, M.Ö.25 tarihinde Augustus zamanında Roma hakimiyeti altına girerek, şehir bu çağda çok gelişir ve büyür. Şehrin içinden geçmekte olan su kanalı mermerlerle onarılarak iki yanı heykellerle süslü muhteşem bir duruma getirilir. Hatta şehrin iç kısmandaki kanal tamamen mermer döşenerek içine merdivenlerle girilen bir havuz havasına bürünür. Şehir kendi adına para basma imtiyazına sahip olur. Mahalli Kybele dini inanç ve ayinlerine saygı daha da artar. Bizans Çağında şehir çok bakımsız kalır. Yeni bir şey yapılmaktan ziyade, eski yapılar sökülerek basit iskan malzemesi olarak kullanılır. Şahane sanat eserleri kırılarak temellerde yapı malzemesi olarak kullanılır. M.S. 800 yıllarından sonra ise şehir bütün vasıflarını kaybeder. Bundan faydalanan Jüstinianapolis (Sivrihisar) üstünlüğü ele alır.

Antik Pessinus Kenti’nde ilk kazılar 1967-1973 yılları arasında Prof. Dr. Pierre Lambrechts başkanlığında Belçika Gent Üniversitesi tarafından gerçekleşmiştir. Ara verilen arkeolojik araştırma ve kazılara, 1983 yılından bu yana Prof Dr. John Devreker başkanlığında devam edilmektedir. Kazıdan çıkan buluntuların taşınabilir olanları Eskişehir Arkeoloji Müzesinde, büyük buluntular, mimari parçalar da Pessinus Depo ve Açık Hava Teşhirinde yer almaktadır.

CAMİ VE TÜRBELER

Yunus Emre Külliyesi ve Türbesi

eskişehir yunus emre külliyesi ve türbesi

Eskişehir’e bağlı, Mihalıççık İlçesi Yunus Emre Beldesi’nin (Sarıköy) kuzeydoğusunda Eskişehir-Ankara demiryolunun hemen güneyindedir. Yunus Emre’nin ilk mezarı 13.yüzyıla ait olup, demiryolu bitişiğinde dikdörtgen planlı taşlardan, 1,5 – 2 m. yüksekliğinde avlu duvarları içindedir. 13.yüzyılda yaşamış olan Yunus Emre, Yunan İşgalinde yıkılan ilk mezarından 1949 yılında alınarak bir törenle poryum üzerindeki ikinci mezarına, 1970 yılında da üçüncü mezarına nakledilmiştir. Üçüncü mezarı 13.yüzyılda Selçuklu mimarisini andıran 8 sütunlu, kemerli, etrafı açık sekizgen bir mekan türbe halindedir. Yunus Emre tüm insanları sevgiye, birlik ve beraberliğe çağıran halk aşığıdır. Mezar taşının ön cephesinde yazılı olan “Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım, sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.” sözlerinde Yunus Emre’nin yaşam felsefesi özetlenmektedir.Türbede mezarın dışında çeşme, müze, cami, minare, şadırvan, kültür evi ve Yunus Emre’nin bir heykeli bulunmaktadır.

Kurşunlu Camii ve Külliyesi

eskişehir kurşunlu camii ve külliyesi

Osmanlı İmparatorluğu’nun en tanınmış birkaç minyatür ustasından biri olan Matrakçı Nasuh’un Kanuni’nin Irak seferi sırasında 29 Aralık 1536 yılında çizdiği Eskişehir minyatürünün en göz alıcı yapısı Kurşunlu Camii ve Külliyesi’dir. 1525 yılında Kanuni Sultan Süleyman zamanında Çoban Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. Avlusunda bir şadırvan, sağ tarafta menzilhane, sol tarafta aşhane ve kervansaray ortada camii ve caminin arkasında medrese odaları ve Mevlevihane bulunmaktadır. Arkada ise son mevlevi şeyhi Hacı Hasan Dede ve Ailesine ait kabirler bulunmaktadır.

eskişehir alaaddin camii

Alaaddin Camii

Eskişehir merkezinde yer alan kendi adı ile anılan parkın içerisindedir. 1267 yılında 3.Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında yapılmıştır. Tipik bir Selçuklu camisi iken restorasyonlar ile orijinal şeklini kaybetmiştir. 1944-1951 yılları arasında müze olarak kullanılan cami, bu tarihten itibaren tekrar onarılarak ibadete açılmıştır.

Seyyit Battal Gazi Külliyesi ve Türbesi

eskişehir seyyit battal gazi külliyesi ve türbesi

Ünlü İslam Komutanının 8.yüzyılda yaşadığı tahmin edilmektedir. İslam ordularının Bizans’a karşı savaşlarında destanlaşmış yararlılıklar göstermiştir. Antakya, Şam yada Malatya doğumlu olduğu söylenir. İstanbul kuşatmasında (M.S.717-718) ve M.S. 740’a değin seferlerdeki kahramanlıkları halk tarafından destanlaştırılarak anlatılmıştır. Afyonkarahisar yakınlarındaki bir savaşta şehit düşmüştür. İki büyük destana konu olmuştur. Arapça Zatü’l-Himme ve Türkçe Battalname. 1207-1208 yıllarında Alaaddin Keykubat’ın annesi, l. Gıyaseddin Keyhüsrev’in eşi olan Ümmühan Hatun tarafından adına bir külliye yaptırılmıştır ve kasabaya Seyitgazi adı verilmiştir.

Şeyh Sücaeddin-i Veli Külliyesi ve Türbesi

eskişehir Şeyh Sücaeddin-i Veli Külliyesi ve Türbesi

Hacı Bektaşi Veli Halifelerinden olup, yaşadığı tarihler bilinmemekle birlikte türbesinin 1515 yılında, Yavuz Sultan Selim zamanında Mürvet Ali Paşa tarafından yaptırıldığı kesindir. Bir adı da “Varlıklı Sultan” dır. Horosan’dan geldiği ve Anadolu’da birçok yer gezdikten sonra Seyitgazi İlçesi Arslanbeyli Köyüne yerleştiği söylenir. Sekizinci İmam Rıza soyundan, dünyadaki dört Veli’den birisi olarak kabul edilmektedir. Külliyesinde kendisi dışında Mürvet Ali Paşa Türbesi, aşevi, cemevi gibi bölümler vardır. Adına her yıl Haziran ayında şenlikler düzenlenir.