AĞRI

Ağrı’nın Tarihi

Ağrı’nın tarihi, Nuh Tufanı ile başlar. Tufanı anlatan hikâye ve efsanelere göre insan nesli, dağa oturan gemiden inerek, Ağrı’dan dünyaya yayılmıştır.

Tarih Öncesi Dönem

Coğrafî konumu ve Asya-Avrupa karayolunun buradan geçmesi, tarihini yüzyıllar öncesine götürür. Ağrı’nın tarihi, bir parçası olduğu Anadolu’nun tarihi kadar eskidir. Orta Asya’dan ve İran’dan gelen kalabalık kitlelerin batıya (Anadolu) geçmesini kolaylaştıran yollardan en önemlisi buradadır ve her devirde tarihî – stratejik bir konuma sahip olmuştur. Aynı zamanda Doğu Anadolu’ya gelen göç ve akınların ilk durağıdır. Küçük Asya’yı ele geçirmek isteyenler, Asya kavimleri, Kafkas sıradağlarından inemedikleri için hep İran üzerinden gelmişler ve Anadolu’nun ilk giriş kapısı (Ağrı) onlara geçiş yolu olmuştur. Bundan ötürü Ağrı devamlı bir kültür ve medeniyet merkezi olamamıştır. Geçit ve sınırda bulunması sebebiyle bölgede yaşayan
halk, sık sık değişmiş, baskınlar, savaşlar, maddî kültürle yerleşim yerlerini tahrip etmiştir.

Ağrı ve çevresine yerleşen en eski topluluk, Hititler’in bölgede güçlerini kaybetmesiyle ortaya
ıkan Hurriler’dir. Ağrı, M.Ö. 1340-1200’de Hurri krallığının kuzey doğu ucunda yer almıştır.Hurriler’den sonra bölgeye egemen olan Urartular (M.Ö. 1200-600) yaklaşık 500 yıl Ağrı
topraklarında yaşadılar. Urartular; Patnos, Aladağ, Tutak, Eleşkirt (Toprakkale) ve Doğubayazıt’ta önemli yerleşim yerleri kurdular, kaleler, saraylar, tapınaklar, su yollan yaptılar. Adı geçen bölgelerdeki Urartu kalıntılarının bir kısmı günümüze ulaşabilmiştir.Urartular önemli saray ve tapmaklarını Patnos’ta kurdular. Şehrin batısındaki Anzavur tepe ve doğusundaki Girik tepe nemli höyüklerdir.Girik tepede kale, kutsal Haldi kapıları ve tapınaklar vardır. Her iki tepede Ankara üniversitesince 1961-63 arasında kazılar yapılmıştır.Urartu devleti yıkıldıktan sonra Girik tepe önemini kaybetti ve Urartular’dan beri bölgeye yerleşenler bu kentte oturmadılar.
M.ö.680 yılında bölgeye gelen Sakalar Murat Nehri ve Doğubeyazıt çevrelerine kısa sürede yerleşmişlerdir. Daha sonraları Arsaklılar ve Artaksıyaslı Krallığı, Ağrı ve çevresine hakim olmuştur.

İshak Paşa Sarayı

İshak Paşa Sarayı

Araplar, Hz. Osman’ın halifelik yıllarında Ağrı ve çevresini fethederek bölgede etkili oldular. İslâm ordusu 645 ve 646 yıllarında Ağrı’ya, sonraki yıllarda Nahcivan’a kadar fetihlerde bulundu.Rivayetlerde ve halk arasında Hz. Ali’nin de Ağrı topraklarına akınlar yaparak, savaştığı anlatılmaktadır. Bu efsane ve anlatımlara ait kale, yer, taş ve kaya izleri, her ilçede mevcuttur.Bölge, 872 yılına kadar Abbasiler’in yönetiminde kaldı. 872-912 yıllarında doğudan gelen Türk boyu Taçoğulları buraya egemen oldular. Sonraki yıllarda etkinlik Bizanslılara geçti.X. yüzyılın sonunda Bagratlılar Beyazıt ve Eleşkirt havzalarına yerleştiler; zamanla bölgenin kontrolünü ele geçirdiler. Beyazıt (Gokovit) Sancağı, Bagratlılar’ın önemli bir merkezi idi.Bagratlılar 1064’e kadar bölge yönetimini ellerinde tuttular.Bizanslılar zaman zaman Ağrı topraklarına kadar uzanıp üstünlük ele geçiriyorlardı. XI. yüzyıla kadar Ağrı ve yöresi, Bizanslılar
ile, Türkler ve Araplar arasında birkaç kez el değiştirdi.

Cumhuriyet Dönemi

16 Mayıs 1926’da Soğanlı, Kızılbaşoğlu, Sori, Cilkanlı, Bilhanlı ve Cinganlı aşiretleri; Ağrı’daki Brosonlu İbrahim ve adamları ile birleşerek ayaklandılar. İran’daki Yusuf Taso ile beraber 1.000 kadar atlının İran sınırını geçip Brosonlu’nun yardımına gelmesi üzerine ayaklanma büyüdü. Bunun üzerine başlatılan askeri harekat ilk başlarda başarısız oldu. Doğubeyazıt’a çekilen ordu birlikleri Haziran ayında, ikinci bir harekata başladı. Bunun üzerine isyancılar İran’a kaçtı. İran hükümetinden sınırda gerekli önlemleri alması ve geçişleri önlemesi istendi.
5 Ekim 1927’de Taşnak lideri Vahan Papazyan’ın desteğiyle bugünkü Lübnan’da Bihamdun’da Hoybun örgütü kurulmuştu. Hoybun sadece Kürdistan’ın bağımsızlığını değil, “Yüce ulusal organ… Tüm güçleri ve uluslararası güce sahip güç” formuna dönüştürmüştür.

1928’e gelindiğinde, İstanbul’da askeri eğitim alup Cumhuriyeti Ordusu’nun yüzbaşıyken 1924 Beytüşşebap’da firar eden İhsan Nuri (daha sonra Îhsan Nûrî Paşa), Zilan Bey lakaplı Ardeşir Muradyan, Suriye’de konuşlanmış olan Hoybûn (Xoybûn) Cemiyeti’nin de desteğiyle yeni bir isyanı planlamaya başladılar. Bunlar küçük bir grup kurarak gruptaki askerleri modern silahlarla donattı ve askeri taktikler çalıştırdı. Bu grup Ağrı Dağına doğru giderek Hoybûn ayaklanmasını başlatmışlardır. Bu grup sadece Ağrı dağına gitmemiş dahası giderken Bitlis, Van ve Van gölü etrafındaki çoğu yerleşim yerini ele geçirmişlerdir. İhsan Nuri, 1929-1930 yıllar arasında Agrî gazetesini yayınladı.

Gelişmeler üzerine Ankara Hükümeti aynı yıl il merkezinin Doğubeyazıt’tan Karaköse’ye taşınmasına karar vererek direnişçileri, onların yakın dostları aracılığıyla direnişten caydırmaya çalıştı. 1928 yılında ayaklanmanın liderleri ile askeri ve sivil idareciler arasında ayaklanmanın sona ermesi amacıyla yapılan görüşmelerden bir sonuç alınamadı.

13 Eylül 1927’de başlatılan harekatıyla Türkiye ordusu İran sınırına kadar ilerledi.

Tendürek Harekatı: Türk Ordusu, 14-27 Eylül 1929 tarihlerinde Tendûrek harekatı ile İran kökenli Şeyh Abdulkadir (Şêx Ebdulqadir)’in isyanına katılmasını önledikten sonra Hükümet, hareketi bastırmak için 28 Aralık 1929’da aldığı bir kararla 1930 Haziranında Ağrı’ya bir kuvvet gönderdi. Salih Omurtak komutasindaki birlikler ilk başlarda fazla başarı elde edemediler. 26 Mayıs-9 Haziran 1930 tarihleri arasında Savur harekatı ile Savur, Midyat ve Cizre istikametini güvenliğini korumaya çalıştı. Ağrı Türk-İran sınırı boyunca devam etmekteydi. 1930’lara gelindiğinde, Türk güçleri üstünlük kurmaya başlamışlardı. Mayıstan başlayarak, Türk güçleri atağa geçti ve Ağrı dağını 10.000 askerle Haziranda kuşattı. İki tarafta da asker sayıları gittikçe artıyordu. Kürt aşireti Türkiye devletine karşı toplamda 60.000 asker toplamıştı. Türk önceliğine göre Barzani 500 adamla Musul’dan ve diğer Kürt gruplarda örneğin Hatcho ve Simqu gibi gruplar da Suriye’den 1930’da Hoybun’a yardıma geldiler

Zeylan Ayaklanması
20 Haziran – 12 Temmuz 1930 tarihleri arasında Van ile Karaköse (Ağrı) arasında Zeylan harekatı gerçekleştirerek harekatlarını pekiştirmeye çalıştı.

Bu harekat sırasında ‘Gelîye Zîlan’ katliamı (Zeylan Deresi katliamı)’nın yaşandığı söylenmektedir. Rivayetlere göre 300’den 5.000’e kadar siviller öldürülmüştü

3. Ağrı Harekatı:
İhsan Nuri ve ‘Zilan Bey’, Hesik aşiret reisi İbrahim Ağa (Îbrahîm Hêsîkê Têllo)’nın aşiretiyle birlikte İran sınırını aşarak yeni bir isyan başlattı. Askeri birimlerin yetersiz kalması sonucu isyancılar, içinde Doğubeyazıt’ın da bulunduğu bir bölgeyi denetimi altına aldı. Kontrolleri altına aldıkları bölgede, Hoybun Cemiyeti’nin desteğiyle Ağrı Cumhuriyeti’ni ilan ettiklerini açıkladılar.

Ancak Türkiye, o dönemde İran sınır içinde bulunan Küçük Ağrı Dağı’nın arkasına kadar birliklerini ilertmek için izni aldı (Sınır ötesi harekatı). Böylece isyancıların İran yolu kapanmış oldu. Daha sonra bu İki ülke arasında bir sınır düzenlemesi yapılarak Van’ın Kotur kasabasını İran’a verilip, Küçük Ağrı Dağı Türkiye sınırları içine alınacaktı. 1 Temmuz’de Türkiye Ordusu Ağrı Dağı’nın kuşatmasını tamamlandı ve 7 Eylül 1930’da genel taarruzu başlattı. 25 Eylül’e kadar süren Ağrı Dağı Muharebesi esnasında 14 Eylül’de Kire (Büyük Ağrı Dağı ile Küçük Ağrı Dağı arasında bulunan ova)’de İbrahim Ağa öldü ve İhsan Nuri de İran’a sığındı.

Daha sonra Adana Ağırceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamalarda 34 kişi idam cezasına çarptırıldı. 1938’de Karaköse olan ilin adı, Ağrı olarak değiştirildi.

Ağrı’nın Tarihi Yerleri

 

İSHAK PAŞA SARAYI

Dogubeyazıt’ın 7 km güneydoğusunda, Eski Doğubeyazıt’ın kayalıkları üzerindedir. Yapı yaklaşık yüz yıllık bir dönem içerisinde tamamlanmıştır. 1634-1680 yılları arasında Beyazıt Sancakbeyliği’ni yapan Çolak Abdi Paşa döneminde yapının imarına başlanılmış ve 1784 yılında II.İshak Paşa döneminde yapı tamamlanmıştır.

ağrı ishakpaşa sarayı
İshak Paşa Sarayı, Saraydan öte bir külliyedir. İstanbul Topkapı Sarayından sonra ikinci teşkilatlı saray sistemine sahiptir. Aynı zamanda yörenin en büyük tarihi eseri ve en çok gezilen turistik yeridir. Son devirde yapılan sarayların en ünlüsüdür. Doğubeyazıt ilçesinin 5 km. doğusunda bir yamacın tepesinde kurulan saray Osmanlı İmparatorluğunun Lale devrinde yapılmış son büyük anıt yapısıdır. Harem dairesi Topkapı sarayı örnek alınarak yapılmıştır. Saray binasının oturduğu zemin vadi yakasında olduğundan kayalık ve sarptır. Sadece doğu tarafında müsait bir düzlük vardır. Bununla saray çevreye bağlanır ve saraya giriş çıkış buradan sağlanır. İshak Paşa sarayının oturduğu bölge arazi olarak doğudan batıya doğru inildikçe kademe kademe alçalır. Bu nedenle de sarayı belli bir eksene yerleştirmek için kuzey ve güney batı yönlerinde dolgular. yüksek teraslı duvarlar ve bodrumlar yapılmıştır. Siyah yontma taşlarla alttan yukarıya doğru düzgün bir meyille örülen terasların yüksekliği 15 metreyi bulur. Sarayın planında Türk Saraylar Geleneği esas alınmıştır. Kapladığı alan 7600 m2 dir. Bin teşkilatı iç içe iki avlu etrafın da toplanmış birinci avlu etrafında bulanan yapılar büyük tahribata uğradığından ayakta bulunan bölümleri restore edilmiştir. Böylece sarayın “U” şeklindeki iki avlusundan birincisinin yalnız çevre duvarları, ikincisinin ise karşılıklı olmak üzere odaları ve yıkılan temelleri bulunmaktadır. Sarayın mimarisinde Osmanlı Fars ve Selçuklu medeniyetlerinin ortak etkisi gözlenmektedir. Uzaktan bakıldığında arazinin sertliğinden dolayı insana bir sertlik duygusu kazandır maktadır. Bunun sebebi bir zamanlar çevresinde kurulmuş olan şehrin aşağıya taşınmış olması ve çevresinin ıssızlaşmasıdır. Ancak tüm bu sert ve ıssız görünümüne karşı sarayın iç ve dış mimarisindeki güzellik yüreklere huzur bahşeden bir ifade taşımaktadır. Yüksek duvarlar üzerine oturtulmuş olmasına rağmen sulh ve sükunu temsil eden bir havası vardır. Saray eski kalelerin özelliğini kaybettiği ateşli silahların geliştirilerek bol kullanıldığı bir çağda yapıldığından doğu yönündeki tepelerden gelecek bir saldırıya karşı müdafaası zayıftır. Cümle kapısı müdafaa bakımından en zayıf noktasıdır. Cümle kapısının taş ve oymacılığı muntazamdır. Orjinalleri altın kaplama olan sarayın kapıları Osmanlı-Rus savaşı sırasında Ruslar tarafından götürülmüş ve halen Moskova müzesinde sergilenmektedir.

Doğu Beyazıt Kalesi

Doğubayazıt şehrinin 7 km. güneydoğusunda Belleburç denilen bir konumda, sarp bir kayalık üzerinde kurulmuş olan ve günümüzde harabe bir durumda bulunan kalenin ilk olarak ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak kaledeki Urartu mezarları ve antik çağlara ait kalıntılar, buranın antik bir yerleşme olduğu izlenimini vermektedir. Bayazıt şehrinin coğrafi konumu nedeniyle, kale tarih boyunca önemli görevler üstelenmiştir.

ağrı doğubeyazıt kalesi, eski doğubayazıt camii ve ahmed-i hani türbesi

Kalenin güneydoğusunda da Urartu Dönemi’nden kaldığı sanılan bir yerleşim alanının izleri vardır. D.Huff tarafından kapsamlı bir şekilde araştırılan buradaki kaya mezarı M.Ö. 13 ile 9. yy. arası olarak tarihlendirilmiş ve Urartu döneminde kalenin adının Daryunk olduğunu belirtmiştir.

Doğubayazıt’tan geçen tarihi İpek Yolu’nun çok eski çağlara uzandığı düşünülürse, ilk yerleşmin Urartular’dan önce kurulduğu düşünülebilir. Doğal bir kale konumunda olan Karaburun tepelerinin sarp kayaları, düzgün taş duvarlarla örülerek muhkem bir kale inşa edilmiştir. Kalenin temelinde bulunan taşarın cins ve kesme tekniğinden de, ilk kalenin Urartular tarafından yapıldığı, daha sonraki yıllarda kalenin Selçuklular ve Osmanlılar tarafından onarıldığı anlaşılıyor.

Doğubayazıt ve çevresi, 1064 yılında Büyük Selçuklular’ın hakimiyetine geçmişti. Büyük Selçukluların’da Urartu yerleşim alanını kullandıkları, hatta güneybatıya doğru genişledikleri, mevcut Selçuklu mezar kalıntılarından anlaşılmaktadır. Bölge halkı arasında Doğubayazıt kalesine, Ceneviz Kalesi diyenler de bulunmaktadır. Ortaçağın başında Karadeniz kıyısında bulunan limanlardan Asya’ya ticaret yapan Cenevizli tüccarlar, Doğubayazıttan geçen transit yolu kullanmışlardır. Bugün Bayburt, Erzurum, Diyadin, Doğubayazıt üzerinden geçen transit yolu, eskiden kervanların da kullandığı şüphe götürmez bir gerçektir diyen W.Heyd, J. Brant’ın seyhatnamesine dayanarak Bayburt, Erzurum, Hasankale ve Doğubayazıt’da kervanların konaklaması için Cenevizliler’in kaleler yaptıklarını belirtmektedir.

Daryunk adı Doğubayazıt ve çevresinin Celayirliler (1358-1382) tarafından fethine kadar kullanılmıştır. Celayir Devleti’nin iki kardeş arasında bölünmesinden sonra, Doğubayazıt yöresi Sultan Bayezid’e verilmişti. Sultan Bayezid, Bayram Hoca’nın saldırılarına karşı koyabilmek için 1374 yılında Doğubayazıt Kalesi’ni restore ettirmiş. Halk tarafından çok sevilen Sultan Bayezid’in ölümünden sonra, halk onun anısına şehrin adını değiştirerek Daryunk yerine ilk defa Bayezıd adını vermiştir.Eski kalenin adı da, Sultan Bayezıd’a ithafen Bayezıd Kalesi olarak değişmiştir.

Diyadin Kalesi

Diyadin ilçe merkezinin güneyinde, Murat Irmağı’nın kıyısındaki kayalıklar üzerinde kurulmuştur. Yapanı ve yaptıranı belli değildir. Evliya Çelebi, Uzun Hasan oğlu Ziyaeddin tarafından yaptırıldığını belirtmektedir. Kale, yapılış tarzı ve kullanılan malzeme bakımından Urartu kalelerine benzemektedir. Birçok dönemde tamir ettirilen kale, bugün harap bir vaziyettedir.

Anzavur Tepe

Patnos ilçe merkezinin 2km kuzeybatısında yer almaktadır. Patnos Kalesi olarak da bilinir. Urartular’dan kalma antik bir kenttir. Saray, tapınak ve bina kalıntılarının olduğu tespit edilmiştir. Kale Kral Menua ve I.Argişti, tapınak ise İspuını zamanında yapılmıştır. Oldukça harap olan kentten günümüze. Ancak tapınak,kale ve bazı binaların kalıntıları ulaşmıştır.

ağrı giriktepe

Girik Tepe

Patnos’un 1km güneydoğusundadır. Değirmentepe olarak da bilinir. Urartular’a ait bu antik kent, Kral Menua ve oğlu I.Argişti dönemlerinde kurulmuştur. 1960-1963 yılları arasında yapılan kazılar neticesinde, yanmış bir iç avlu, taht odası, salonlar, kiler ve mutfak ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca buradan çok sayıda yüzük, küpe, bilezik, kemer, mühür, altın ve tunçtan yapılmış süs eşyaları elde edilmiştir.

Tokluca Kalesi

Diyadin ilçe merkezine 19 km uzaklıktaki Tokluca köyünde bulunmaktadır. Yapıda yer altına inen merdivenler mevcuttur. Ancak bu merdivenli yolun nereye ulaştığı bilinmemektedir.

Kızıl Ziyaret Kalesi

Balıklı Göl yakınlarındaki aynı adı taşıyan köyde bulunmaktadır. Hangi dönemde yaptırıldığı bilinmeyen yapının yapanı ve yaptıranı bilinmemektedir. 1918 yılında yöre terk edilip barınak ve kale surları tahrip edildiğinden dolayı, kale harap bir görünüm arz etmektedir.

Küpkıran (Harebegöl) Kalesi

Merkez ilçenin 20 km uzağında yer alan Yukarı Küpkıran ile Güneysu köyü arasında bulunmaktadır. Kale Harabegöl Kalesi olarak ta bilinir. Kalenin kimin tarafından, hangi tarihte yaptırıldığı bilinmemektedir.

Pazı Kalesi

Yukarı Küpkıran köyü, Yazılı (Mengeser) köyü ve Kalender köyü üçgeninde hakim bir tepe üzerine kurulu bir kaledir. Eyüp Paşa Kalesi adı ile de anılmaktadır. Ağrı Ovasında yüksek bir tepe üzerine kurulan kale, küçük boyutlu olup basit bir yapıya sahiptir. Kale oldukça tahrip olmuş, tanınmayacak bir hale gelmiştir.

ağrı toprakkale

Toprakkale

Eleşkirt’e 14 km mesafedeki antik kenttir. Toprakkale’nin yapım tarihi bilinmemekle birlikte, Urartular döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Urartuların burada bir kalE yaptırdıkları ve küçük Arsaklılar’ın burayı yeniden imar ettikleri bilinmektedir.Tapınak ve yerleşim yerleri tamamen harap bir hale getirilmiş, kale burçları ve bazı duvar kalıntıları günümüze gelebilmiştir.

Havaran Kalesi

Hamur ilçe merkezinden geçen derenin 100m yukarısında sarp bir kayalık üzerinde kurulmuştur. Kale Selçuklu Devleti’nin son zamanlarından kalmadır. Osmanlı-Rus savaşlarında ve daha sonraları kale tahrip edilmiştir.

Karlıca Kız Kalesi

Karlıca köyünde, Şoşik Kalesi’nin 2 km doğusunda bulunmaktadır. Şoşik Kalesi beyinin, burayı kızı için yaptırdığı söylenmektedir.

Kan Kalesi

Tutak’ın 15 km batısında yer alan Dönertaş (Kalekul) köyü yakınlarındadır. Kalenin yapım tarihi bilinmemektedir. Kale harap bir vaziyette olup, temel seviyesinde günümüze ulaşabilmiştir. Kalenin başka bir adı da Kale-i Hum’dur.

Zencir Kale

Tutak yakınlarındaki Katavin Dağında bulunmaktadır. Yapım tarihi bilinmemektedir. Bugün yıkık durumda olan kale hakkında bir çok efsane ve söylenti vardır.

Beyazıt Eski Cami

Doğubayazıt 1514 Çaldıran Savaşı’ndan sonra I. Selim zamanında Osmanlı topraklarına katılmış, kalenin hemen yanında, merkezi kubbeli ve tek minareli Selim Camiî de o dönemde yapılmıştır. Caminin yer aldığı yamaç düzeltildikten sonra, duvar örülmek suretiyle düz bir teras oluşturulmuş ve üzerinde bu camii inşa edilmiştir. Kesme taştan yapılan camii, 15-20 m. x 15-20 m. boyutlarında, kare plânlı ve tek kubbelidir. Sonradan yıkılan beş gözlü son cemaat yeri ile bir minaresi vardı. Yapıda kahverengi tuğla kırmızısı, sarı ve beyaz renkte taşlar karışık bir biçimde kullanılmıştır.

Tarihi caminin giriş kapısı, beden duvarları, mihrabı, son cemaat yeri, mihrabiyeleri, duvar payeleri, kubbeye geçiş sistemleri, duvarlardaki kemerler, pencereler ve minarenin yapımında bir sadelik göze çarpar. Bayazıt Camiî kubbesinin çökme tehlikesi ile karşı karşıya olmasından dolayı, cami şu anda ziyaret ve ibadete kapalıdır.

Ayrıca Eski Bayazıt’da bulunan Ahmed-i Hani Türbesi ve Kerem ile Aslı hikayelerine konu olan Keşişin Bahçesi de önemli turistik çekim merkezlerindendir.

Toprakkale Camii

Cami ile aynı adı taşıyan köyde, bulunmaktadır. Cami üzerinde yer alan kitabeden, 1684 yılında Mirza bin Abdi Paşa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Cami, kare planlı, tek kubbeli bir plan arz etmektedir. 12,50×12,50m ölçülerindeki cami, 8.20m çapındaki tromp geçişli bir kubbe ile örtülmüştür. 14 ahşap direk üzerine oturtulan son cemaat yerinin bir kısmı sonradan yapılmıştır.Beden duvarlarında 6, kubbe kasnağında ise birer atlamalı olarak4 adet pencereye yer verilmiştir.Beden duvarlarının köşeleri, taç kapı ve pencere etrafları kesme taştan, diğer kısımlar ise moloz taşlarla yapılmıştır.

Hamur Kümbeti

ağrı eski beyazıt camii

Hamur ilçe merkezinde yer almaktadır. Giriş kapısı üzerindeki kitabeden, 1802 yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Plan bakımından Kırşehir’deki Aşık Paşa Türbesi’ne benzemekte olup, Selçuklu ve Osmanlı Kümbetlerinden farklı bir planlama gösterir.Yapı dikdörtgen planlı olup,içten aynalı tonoz,dıştan balık sırtı şeklindedir.

Güney taraftaki orijinal olmayan tahta kapıdan giriş sağlanır. Doğu cephesinde 3, batıda ise 2 penceresi bulunmaktadır. Yapı, kesme taş malzeme ile yapılmış olup, cepheleri kuşatan dört sıra bazalt ile renkli bir görünüm kazanmıştır. Kümbet içerisinde İshak Paşa’nın torunlarından İbrahim Paşa’nın ve ailesinin mezarları bulunmaktadır. Mezar taşları , bitkisel motifler, sekiz kollu yıldız ve arapça yazılar ile süslenmesine karşın, bunlar tahrip edilmişlerdir.

Dış Bağlantı Linki AĞRI.